Bu aşktı, öyle değil mi? Sadece hızlı bir çarpılma değildi. Aynı insana uzun uzun, tekrar tekrar vurulmaktı. O insan dönüşüp yeni bir insan olurken ona vurulmaktı. Her yeni nefesle beraber var olmayı öğrenmekti. Aşk belirsizliklerle doluydu, inkar edilemez derecede zordu ve planlayabileceğiniz bir şey değildi.
Aşk, birlikte adım adım bilinmeyene doğru atılan bir davetti.
"Ama neden yedi?" diye sordu biraz sonra, kaşlarını çatarak. "Neden yedi yıl?"
"Neden olmasın? Uğurlu bir sayıdır ya da," diye ekledim cilveli bir şekilde, "belki de göreceğin gökkuşaklarının sayısıdır. Belki de kaçıracağın uçakların sayısıdır. Yakacağın limonlu turtaların sayısı. Ya da belki de gelecekte beni tekrar bulana kadar beklemen gereken yılların sayısıdır."
Yeğeni olan o kız, iyi şeylerden o kadar korkardı ki, güvenli olanla yetinir, olmak istediğini zannettiği kişi olabilmek için kendini törpüleyip dururdu.
Teyzemin de kendisini inandırdığı gibi değişim her zaman kötü bir şey değildi. Her zaman iyi bir şey de değildi. Nötr bir şeydi. İdare ederdi.
Durumlar değişirdi, insanlar değişirdi.
Ben de değişirdim. Değişmeye iznim vardı. Değişmek istiyordum. Değiştim.
"Ben de neredeyse kırkıma gelene kadar kim olmak istediğimi bulamamıştım. Bir sürü ayakkabı denemeden, hangi ayakkabıyla rahat yürüdüğünü bulamazsın. Bunun için asla özür dileme. Ben benimkini bulalı yirmi yıl oldu ve hâlâ memnunum."