Bu ciltte hikâye, Yuiçiro ve ekibinin giderek daha büyük çatışmaların içine çekilmesiyle devam ediyor. İnsan ordusu içindeki güç mücadeleleri, ekip üyelerinin birbirlerine olan güvenleri ve vampirlere karşı verilen savaş ön plana çıkıyor. Karakterler sadece düşmanlarla değil, kendi içlerindeki korkular ve sorumluluklarla da yüzleşmek zorunda kalıyorlar. Bu nedenle kitap, aksiyonun yanı sıra karakter gelişimine de önemli yer veriyor.
En beğendiğim sahneler ise Yuiçiro’nun arkadaşlarının yaptığı hatanın sorumluluğunu üstlenerek albayların karşısına çıkması ve arkadaşlarını korumak için mücadele etmesiydi. Bu sahne onun ne kadar cesur, sadık ve fedakâr biri olduğunu gösteriyordu. Ayrıca kitabın ortalarında yeni ekip arkadaşlarına söylediği “Korumam gereken arkadaşlarımın ismini biliyorum, düşmanımınkini bilmesem de olur.” (Birebir böyle olmasa da böyle dedi: “mutlaka korumak zorunda olduğum arkadaşlarımın ismini hatırlıyorum.”) sözü de çok etkileyiciydi. Bu söz, Yuiçiro’nun gücünün kaynağının nefret değil, sevdiklerini koruma isteği olduğunu çok güzel anlatıyordu.
Genel olarak bu ciltte ekip ruhu, dostluk, fedakârlık ve güven temaları oldukça güçlü işlenmiş. Aksiyon sahneleri sürükleyici, karakterler ise her bölümde biraz daha derinleşiyor. Hem hikâyenin ilerleyişi hem de Yuiçiro’nun arkadaşlarına verdiği değer nedeniyle bu cildi çok beğendim.
Puanım: 10/10