- Ne işiniz var burada?
- il y a un prodige
- Seni anlamaya zamanım yok.
- Hayata neresinden bakarsanız bakın, hayal gücünüz yetmiyorsa tekte kalıyorsunuz..
- Neden takip ettiniz?
- Yüreğimi ısıttın, yukarı sırasıyla ama sen alev değil de bir çiçeksin. Çiçeklerle uzun uzun konuşulur öyle değil mi?
- Çıkın dışarı, bana engel oluyorsunuz.
- Büyümenin cehennemine hiç uğramak isteme. Kişisel karşılık değil, tesadüf ve önlem. Ama oturup kalkma da, burası bu kadar. Sadece otur-kalkla büyüyen kişi istediğinde yürüyebileceğini hatta koşacağını bile unutur. Asıl cehennemse o zamanlardır ve dünya bir ormandır; her çeşit hayvan vardır ve üzgünüm hayvanlara bu yakıştırmayı yaptığım için. Sadece bir örnek.
- Buraları bilir gibi konuşuyorsunuz ve ayrıca benim ormanım sandığınız gibi değil.
- Nasıl?
- Sakin, kavurucu sıcakta sığındığın ağaç altında yüzünü okşayan ılık rüzgar gibi, bazense..
- Sustun.
- Beni yargılarsınız diye.
- Burada seni yargılayacak kimse yok. Mektuplarınla birlikteyken ve burada tek başına olduğun vakitlerde nasılsan, sessiz, çaresiz ya da çok arzulu yahut şımarık ve uyuşuk. Şimdi, sen her ne isen bana onu ol. Senden bunu istiyorum.
- Çok beklersiniz öyleyse.
- Ama hoşuna gidiyor.
- Bu kadarı da fazla!
- Konuşmanızı buyuruyorum öyleyse, sonuçta ben bir askerim.
- Beni takip edip, evime kadar girip utanmadan bir de itaat etmemi mi söylüyorsunuz? Siz nereden geldiniz bilmiyorum ama sizin bilmeniz gereken bir şey var, burada hiçbir rütbe bana işlemez.
- Sana bayıldığım kaçınılmaz olduğu için, benimle her yerde olacağına söz verebilirim; doğuşlarını, patlayışlarını ve sönüşlerini merak ediyorum. Hep böyle misindir sen? Evren öyle büyüleyici ki, ben de bu kargaşadan bir nasip alıyorum herkes gibi.. Ve suç bende değil, beni buraya sürükleyen çıkmazda. Görkemli