Ben aşkı şiirlerde, romanlarda olduğu gibi bir parlak yaz gecesinin mehtabında başlayıp sabahında biten bir rüya addedenlerden değildim. Benim için sevmek başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onunla beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti.
Zehra genç bir öğretmendir. Babası hasta olduğu için Zehra'yı İstanbul'a çağırılıyor Zehra. Fakat Zehra'nın gözünde babası ayyaş, ailesine sahip çıkmayan bir adam olduğu için "Babam yok" diyerei gitmeyi reddediyor. Sonrasında kararını değiştirip İstanbul'a gidiyor. Babasının ölüsünü dahi görmek istemiyor. Babasından kalan sandıktan babasının hatıra defterini bulur ve okur. Okuduktan sonra ise gerçekleri öğrenir ve babasına acır.
Ben kitabı çok beğendim. Hiçbir şeye tek taraflı bakmamayı, önyargılı davranmamamız gerektiğini çok güzel anlatıyor.