Uzun zaman sonra beni yerle bir eden bir kitap oldu. Kelimenin tam anlamıyla yıkıldım ve bunca zamandır herkes okuyor ben okumam dediğime pişman etti. Yine de inadımı kırıp okuduğum için kendime ve bize bu eseri kazandıran yazara teşekkür ederim. İlk başlarda fazla çocuksu geldi ama ilerleyen yerlerde herkese hitap eden sadece çocuksu bir yanı varmış gibi gözüktüğünü bana kanıtladı. Sonlarına doğru ise tam bir hayat dersi verdi ve kendimle alakalı yakaladığım bir sürü ortak nokta buldum.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275bin okunma
“Bazıları için ölmek kolaydı. Uğursuz bir trenin gelmesi yetiyordu, tamamdı bu iş. Ama benim için göklere uçmak ne kadar güçtü. Herkes engel olmak için bacaklarımı tutuyordu.”
“Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.”
“Ev sessizlik içindeydi, ölümün kadifeden ayakları gezinir gibi. Gürültü yapılmıyor, herkes alçak sesle konuşuyordu. Annem, aşağı yukarı bütün gece yanımda kalıyordu. Ve ben ‘O’nu düşünüyordum. Kahkahalarını, konuşmalarını. Dışardaki cırcırböcekleri bile sakalının çıkardığı hırt hırt sesini taklit ediyorlardı. Onu düşünmekten kendimi alamıyordum.”
“Yeryüzünde kimse kalmamıştı. Okula dönmedim, yüreğimin beni götürdüğü yere gidiyordum. Zaman zaman hıçkırıklara boğuluyor, yüzümü önlüğüme siliyordum. Bir daha hiç göremeyecektim Portuga’mı, hiç. Gitmişti. Ve yürüyor, yürüyordum. Kendisine Portuga dememe ve ‘yarasalık’ yapmama izin verdiği yerde duruyordu. Bir ağaç gövdesine oturdum ve alnım dizlerimde, tortop oldum.”