Hüsna

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bu din, gecenin ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır. Allah, bir azizin izzetiyle veya bir zelilin zilletiyle, İslâm'ı üstün kılacağı bir izzetle ve kâfiri zelil kılacağı bir zilletle, yerleşik ya da göçebe herkesin evine bu dini mutlaka sokacaktır." (Ahmed b. Hanbel, IV, 103; İbn Hibbân, Sahîh, XV, 91, 93; Hâkim, Müstedrek, IV, 477)
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her birimiz, Allah'a ibadet etmeyen bir topluluğu görmeye tahammül edemeyen Hüdhüd kuşunun durumunu hatırlayalım. Hüdhüd, derhal bu haberi Hz. Süleyman'a ulaştırdı; oysa bu fiilinin boğazlanmasına neden olacağını biliyordu. Fakat onun gördüğü bu olay, ona göre boğazlanmaktan daha büyüktü. Güneşe secde eden bir kavim görmüştü. Yine peygamberlerin haberlerini, kavimlerinin onları yalanlamasını bilen, Yasin sûresinde geçen inanmış adamın durumunu hatırlayalım. Elçileri tasdik etmek için şehrin diğer ucundan hızlı bir şekilde geldi. Bunu yaptığı takdirde öldürüleceğini biliyordu; fakat hakka karşı sorumluluğunu anladı, bunu haykırdı. Nitekim onu öldürdüler.
İbn Atâ'nın söylediği şu söz ne güzel bir hikmettir: "Bedenini bilinmeyen bir toprağa defnet! Böyle bir toprağa gömülmeyen beden hiçbir ürün vermez!” O, kulun, oluşumunun başlangıcında ihtiyaç duyduğu tohumla ortaya çıkışını, güneşin ışıklarından uzak olmak ve toprağın derinliklerine gömülmekle ifade ediyor. Böylelikle tohum topraktaki rolünü yerine getirir, yavaş yavaş gelişir. Allah, onun ortaya çıkmasına fırsat verdiğinde, yeterli bir gelişim döneminden sonra toprağın üstüne çıkar ve güneşin ışıkları önünde boy gösterebilir. Ancak tohumu, toprağın üstüne bırakıp gömmediğimizde, topraktan faydalanamadığından ondan devşirebileceğimiz herhangi bir ürün olmaz.
Hepimizin şu an Yüce Allah'ın huzurunda hesaba çekildiğini; Allah'ın, O'nun yüce kelimesini yüceltmek, hâkimiyetini yerleştirmek ve işgal edilmiş Müslümanların topraklarını kurtarmak için ne yaptığımızı sorduğunu gözlerimizin önünde canlandırmamız gerekir. O sırada bir kimse, "Ya Rab! Senin yolunda çalışmaya vakit bulamadım” diyebilecek mi acaba? Ya da "Ya Rab! Bana tavsiye ettiğin konularda korktum ve çekindim; çünkü senin yolunda çalışmanın zor olduğunu ve bu yolun dikenlerle dolu olduğunu biliyordum” mu diyecek? Ya da ne diyecek?