"Niçin siz insanlar," diye haykırdım, "bir konudan söz etmek için, hemen, bu budalacadır, şu akıllıcadır, bu iyi, şu kötüdür demek zorundasınız! Bu ne anlama geliyor? Yargıladığınız eylemin içsel koşullarını araştırdınız mı? Eylemi meydana getiren, onu bir zorunluluk haline getiren nedenleri kesin olarak belirleyebiliyor musunuz? Eğer böyle yapmış olsaydınız yargılarınızı öne sürerken bu kadar aceleci olmazdınız."
Sinsi bir hastalık tarafından kaçınılmaz biçimde yavaş yavaş ölüme doğru sürüklenen bir zavallının bir hançer darbesiyle acılarına hemen bir son vermesini bekleyebilir misin? Üstelik bütün gücünü eriten bu hastalık, aynı zamanda ondan kurtulmak için gerekli cesaretten de yoksun kılmaz mı o zavallıyı?
Sonuçta dünyanın bütün işleri aşağılıktır; başkalarının sözüyle, hiçbir tutkusu ya da bir gereksinimi olmaksızın, para, şan şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri her zaman bir budaladır.
"Keşke her gün şöyle diyebilsek: Sevdiklerimizin üzerinde, sevinçlerini paylaşmak ve mutluluklarını çoğaltmaktan başka hiçbir etkimiz yok," diye haykırdım.