RIZIK VE ŞÜKÜR
Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de Bakara Sûresi’nin 172. ayetinde şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.” Bu ayette Allah Teâlâ (c.c.) Müslümanların, Allah’ın kendileri için yarattığı rızıklardan meşruiyet çerçevesi içinde yararlanmalarını istemiştir. Kuşkusuz rızkın sahibi Allah Teâlâ (c.c.) olduğu ve bunlardan yararlanmaya izin verdiği için O’na minnet duyup şükretmek de kulun bir görevidir. Allah’a (c.c.) kul olduğunu söyleyen her insanın, temel kulluk görevlerinden olan bu şükür borcunu da asla unutmaması gerekir. Ayette “…eğer kendisine kulluk ediyorsanız…” kaydıyla şükrü terk eden insanın kulluk bilincinden de uzaklaşmış olacağı ve O’nu unutmuş sayılacağı anlatılmaktadır. Müslüman; her zaman Allah’ı hatırlamalı, O’nun kulu olduğunu bilip ona göre davranmalı ve verdiği her türlü rızıktan dolayı, Allah’a şükretmelidir. Bu şükrünü de sözleriyle, davranışlarıyla, kalbiyle ve yaptığı bütün amelleriyle göstermelidir.

Eylül Türk, bir alıntı ekledi.
14 saat önce

'Hakkı Şikâyet Etmemek' Makalesinden...
"Nimeti bulmadan bulmuş gibi görünüp şükretmek, içinde bulunduğun bir felaketi
şikayet etmekten daha iyidir…"

Fütuhu'l Gayb, Abdülkadir GeylaniFütuhu'l Gayb, Abdülkadir Geylani

Alıntı
Derdin büyüklüğüne bakıpta üzülmek nerden çıktı,
derdi bahane edip seninle konuşan Rabbine şükretmek varken.

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’ın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte, Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

“İsrâiloğulları arasında, biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör, üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları denemek istedi ve kendilerine bir melek gönderdi.

Melek, ala tenliye gelerek:

«–En çok istediğin şey nedir?» dedi. Ala tenli:

«–Güzel (bir) renk, güzel (bir) ten ve insanların iğrendiği şu hâlin benden giderilmesi…» dedi. (Bu söz üzerine) melek onu sıvazladı ve vücudundaki ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa:

«–Peki, en çok sahip olmak istediğin mal nedir?» dedi. Adam:

«–Devedir.» dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi. Melek:

«–Allah sana bu deveyi bereketli kılsın.» diye duâ etti (ve yanından ayrıldı).

Sonra kele giderek:

«–En çok istediğin şey nedir?» diye sordu. Kel:

«–Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi.» dedi. Melek onun (başını) sıvazladı, (bir anda) kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek devamla:

«–Peki, en çok sahip olmak istediğin şey nedir?» diye sordu. O da:

«–Sığır…» dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek:

«–Allah sana bunu bereketli kılsın!» diye duâ ettikten sonra körün yanına gitti ve:

«–En çok istediğin şey nedir?» diye sordu. Kör:

«–Allâh’ın gözlerimi bana geri vermesini ve insanları görmeyi çok istiyorum.» dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa melek:

«–Peki, en çok sahip olmak istediğin şey nedir?» diye sordu. O da:

«–Koyun…» dedi. Bunun üzerine ona, döl veren bir gebe koyun verildi.

Deve ve sığır yavruladı, koyun da kuzuladı. Neticede birinin vadi dolusu develeri, diğerinin vadi dolusu sığırları, ötekinin de bir vadi dolusu koyun sürüsü oldu.

Daha sonra melek, ala tenliye, eski kılığında geldi ve:

«–Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere, önce Allah, sonra senin yardımın ile ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına, senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum.» dedi.

Adam:

«–Mal verilecek yer çoook.» dedi. Melek:

«–Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allâh’ın zengin ettiği abraş (ala tenli) değil misin?» dedi. Adam:

«–Bana bu mal, atalarımdan miras kaldı.» dedi. Melek:

«–Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski hâline çevirsin.» dedi ve sonra eski kılığına girip kelin yanına gitti. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da:

«–Yalan söylüyorsan, Allah seni eski hâline çevirsin.» dedi. Daha sonra körün kılığına girip bu sefer de onun yanına gitti ve:

«–Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allâh’ın, sonra da senin yardımınla yoluma devam edeceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına, senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim.» dedi. Bunun üzerine (eski) kör:

«–Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allâh’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım.» dedi.

Melek:

«–Malın senin olsun. Bu, sizin için bir imtihandı. Allah senden râzı oldu, arkadaşlarına gazab etti.» cevabını verdi (ve oradan ayrıldı).” (Buhârî, Enbiyâ, 51; Müslim, Zühd, 10)

Nîmetleri ihsân eden Cenâb-ı Hak’tır. Kula düşen ise, kendisine lûtfedilen nîmetlerin şükrünü îfâya gayret gösterip, nâil olduğu bu ihsan ve ikrâmı, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına cömertçe tevzî edebilmektir. Zira nâil olduğu nîmet karşısında tevâzû içerisinde şükredip, karşılaştığı bütün sıkıntı ve musîbetler karşısında büyük bir metânetle sabredebilmek, murâkabe şuuruna ermiş bir kalbin sanatıdır. Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazandıran bu şuurdan mahrum bir gönül, darlık ve bolluk, felâket ve saâdet, hastalık ve sıhhat gibi farklı hâllerde dâimâ farklı davranacaktır. Bu hakikat, âyet-i kerîmede şöyle ifâde buyrulmaktadır:

“İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nîmet verdiğinde; «Rabbim bana ikram etti.» der. Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise; «Rabbim beni önemsemedi.» der.” (el-Fecr, 15-16)

Bir imtihan yurdu olmasından dolayı dünya hayatı, dâimâ sevinç veya keder hâli üzere devam etmez. Bu sebeple, sevinç vesîlesi bir durumla karşılaşınca şımarmak, keder sebebi bir iptilâya uğradığında da ölçüsüz şekilde üzülmek, kişiyi büyük yanlışlara sürükleyebilir. İşte bu tehlikeli durumdan mü’min, ancak nîmete kavuşunca şükretmek, sıkıntıya düşünce sabır göstermekle kurtulabilir.

Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurmuştur:

“Senin iç dünyan bir misâfirhâne gibidir. Sevinçler de, kederler de gelip geçicidir. Ne sevinçlere aldan, ne de gamları kendine dert edin! Gamlar sürûruna mânî olursa üzülme; çünkü o gamlar, sabredersen senin için sevinç ve neşe hazırlamaktadır.”

Dolayısıyla denilebilir ki, şükür ve sabır, bütün hayatı hayır üzere geçirebilmenin yegâne yoludur. Bunu da Allah Teâlâ yalnız mü’minlere ihsan buyurmuştur. Nitekim Ebû Yahyâ Suheyb İbni Sinân -radıyallâhu anh-’tan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Bu özellik, sadece mü’minde vardır:

Sevinecek olsa şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64)

Unutulmamalıdır ki şükür, şımarıklığa, aşırılığa, dolayısıyla da nîmetin zevâline engel olma irâdesidir. Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın şükür hakkındaki vaadi, âyet-i kerîmede şöyle bildirilmiştir:

“…Şükrederseniz (elbette size olan) nîmetimi artırırım…” (İbrahim, 7)

Bu hakikati, Şeyh Sâdî-i Şîrâzî Hazretleri de şöyle ifâde eder:

“İyilik bilen insanlar, nâil oldukları nîmeti, şükür çivisiyle mıhlarlar.” Yani Allâhʼa şükretmek sûretiyle o nîmetin elden gitmesine mânî olma firâsetini gösterirler.

Ayrıca Hazret-i Mevlânâ’nın buyurduğu gibi:

“Nîmete şükretmek, nîmetten daha hoştur. Şükrü seven kimse, şükrü bırakır da nîmet tarafına gider mi? Şükretmek, nîmetin canıdır. Nîmet ise deri gibidir, kabuk gibidir. Çünkü seni Dostʼun kapısına ancak şükür götürür. Nîmet insana uyanıklığın zıddına gaflet de verebilir. Şükretmek ise, dâimâ uyanıklık getirir. Sen aklını başına al da şükür nîmeti ile gerçek nîmeti avla!”

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, “Şükür, îmânın yarısıdır…” (Süyûtî, I, 107) buyurmuşlar ve kendilerinde bulunan herhangi bir nîmetin başkalarında olmadığını gördüğünde de, hemen Allâh’a şükretmişlerdir. Nitekim bir defasında kötürüm bir hastanın yanına uğrayıp onun hâlini gördüğünde, hemen hayvanından inerek şükür secdesine kapanmıştır. (Heysemî, II, 289)

Bu sebeple Şeyh Sâdî-i Şîrâzî de bizleri şöyle îkâz etmektedir:

“Yolu üzerindeki kuyuyu fark etmekten âciz bir kör gördüğün zaman (sana verdiği görme nîmeti için) Allâh’a şükret. Şükretmezsen, sen de kör sayılırsın.”

Yaratılışındaki izzet ve asâleti muhâfaza etmiş olan her insan, kendisine bir bardak su ikrâm edene dahî vicdânen bir teşekkür borcu hissederken, insanoğlunun, bütün nîmetlerin kaynağı ve ikrâm edeni olan Rabbine karşı alık ve abûs kalması, akıl, iz’an ve vicdan dışıdır. Bu hâl, ancak düşünce yoksulluğu ve his donukluğunun bir ifâdesidir.

Buna rağmen, maalesef pek çok kimse, Allâh’ın kendisine lûtfettiği sayısız nîmetlere karşı gaflet içindedir. İnsanların bu derin gafleti sebebiyle Rabbimiz:

“…Kullarımdan şükredenler pek azdır.” (Sebe, 13) buyurmaktadır.

Şükürsüzlüğün, kişiyi dûçâr edeceği âkıbeti göstermesi bakımından Şeyh Sâdî’nin naklettiği şu hâdise de ne kadar ibretlidir:

“Bir hükümdarın oğlu attan düşmüş ve boyun kemikleri birbirine girmişti. Öyle ki, boynu, fil boynu gibi gövdesine batmıştı. Başını çevirebilmek için bütün gövdesini döndürüyordu.

Yurdundaki bütün doktorlar tedavisinde âciz kaldılar. Yalnız komşu ülkedeki bir doktor, başını eski hâline getirebildi ve damarlarıyla kemiklerini düzeltti. O doktor olmasaydı şehzâde sakat kalacak, belki de ölüp gidecekti.

Şehzâde iyi olduktan sonra, onu tedâvi eden doktor, şehzâde ve hükümdârı ziyarete gitti. Kadirşinaslıktan zerre kadar nasibi olmayan nankör hükümdarla vefâsız şehzâde, ona hiç yüz vermediler. Doktor, hâlini onlara belli etmese de, kendisine revâ görülen bu nâhoş muâmele sebebiyle bir hayli üzüldü, incindi. Hükümdarla şehzâde utanacakları yerde doktor utanarak başını yere eğdi. Kalkıp giderken şöyle mırıldanıyordu:

«Ben onun boynunu çevirip eski hâline koymasaydım, bugün yüzünü benden çeviremezdi.»

Doktor, gördüğü bu hakâret karşısında, hükümdarla oğluna bir hikmet dersi vermek üzere şehzâdeye bir tohum gönderdi ve şu haberi yolladı:

«Şehzâde bunu buhurdana koyup yaksın. Çok güzel ve şifalı bir tütsüdür.»

Şehzâde doktorun gönderdiği o tohumu yaktıktan sonra dumanından aksırdı. Aksırınca başı eskisi gibi çarpıldı. Hükümdârın emriyle doktoru çok aradılar, fakat bir türlü bulamadılar. Kendisinden özür dileyeceklerdi. Ne çâre ki, iş işten geçmişti.”

Şeyh Sâdî bu hikâyesine şu hikmetli söz ile son noktayı koyar:

“Cenâb-ı Hakk’a şükürden yüz çevirme ki, yarın mahşer günü boynu bükük kalmayasın!..”

Velhâsıl, şükür; kulun, kendisine lûtfedilen nîmetlere ve iyiliklere karşı sevinerek, onları ihsân eden Rabbine çeşitli söz ve davranışlarla hâlisâne bir kullukta bulunmasıdır.

Lâyıkıyla şükreden bir kul olabilmek için de, sadece nâil olunan nîmetlerin Allâh’ın lûtfu olduğunu bilmek ve bunu dille ifâde etmek kâfî değildir. Rabbimize karşı îcâb eden ibâdet ve davranış güzelliklerini îfâ etmek, yâni amel-i sâlihlerde bulunmak zarûrîdir.

Yâ Rabbi, bahşettiğin nîmetlerin şükrünü lâyıkıyla îfâ etmekten âciz olduğumuzun şuur ve idrâki içerisinde, sonsuz af, merhamet, lûtuf ve ihsânına sığınıyoruz. Biz âciz kullarını sabır ve şükür yolundan hiçbir zaman ayrılmayan ve neticede rızâ-yı ilâhîne nâil olan sâlih kullarından eyle…

Âmîn…

Şikâyet etmekten elimizde olanlara şükür edemez olduk..Eğer niyetimiz şikayet etmekse inanın hayatta o kadar cok şikayet edecek durumlar bulabiliriz ki hava, trafik, sağlığımız derken liste uzarda uzar. Fakat şikayet etmek o anda ki mutlulukları görmemizi engelleyerek ve genelde de hiç bir sorunu çözmez. Huzurlu ve mutlu olmanin tek yolu eksikliklerden yada olumsuzluklardan şikayet etmekten vazgeçerek elimizdekilere şükretmek olacaktır. Şükür ise huzurlu bir mutluluk getir her zman :)

Nouman Ali Khan-Ramazan için hazırlıklar :
1-Bu ayda telefon, tablet vsdeki oyunlarınızı , müzik vs uygulamalarınızı ,kısaca bağımlı olduğunuz her türlü uygulamayı kaldırın.Youtube mevzusunu unutun.Film izlemelerinizi bırakın.

2-Çouklar , eğer anne-babalarınız size tablet , telefon vs verirlerse , bilin ki güzel Ramazan geçirmek istiyorsanız hepsini silmeniz gerekecek.Ömür boyu değil, endişe etmeyin , 1 ay için.

3-Çocuklar ve ebeveynlere söylüyorum , her gün 1 saatinizi Kur'an ezberine ayırın.Şu ana kadar Kur'an'ın nasıl okunduğunu dahil bilmeyenleriniz olabilir , onları suçlamıyorum.İnternetten 1 ayet bile olsa, nasıl okunduğunu öğrenin ve ezberleyin.

4-Teravih sonrası sosyalleşmelerinizi bırakın.Ramazan 'da geceleri uyanık olmayın.Yatsı için camileri dolduruyorsunuz ama sabah namazlarını burada kılmıyorsunuz.Halbuki Efendimiz'in bildirdiğine göre biz biliyoruz ki yatsı ve sabah namazını cemaatle kılan tüm geceyi ibadetle geçirmiş olur.Kadir gecesini düşünün, bu geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevap kazanma fırsatını kaçırmış oluyorsunuz!

5-Sahura kadar ayakta kalanlarınız , teravih sonrası gezenleriniz var biliyorum.Bunu yapmayın.Uyuyun, sahur için uyanın.1 ay boyunca bunu yaptığınızda Ramazan sonrasında teheccüd vakti için uyanmayı metabolizmanıza alıştırmış oluyorsunuz.

6-Hafızlar için söylüyorum , Kur'anı anlamaya odaklanın.Tefsir dinlemelerine ağırlık verin.

7-Ramazan ayı için her sene , kendinize 20 dua ezberlemeyi hedef edinin.(Mescide girereken-çıkarken, ezan , yemek vs) Ne olursa olsun , böylelikle günlük hayatta Allah'ı artık daha çok anar hale geleceksiniz.

8-Beyler , hanımlarınıza iftar için yüklenmeyin.Ramazan'da kilo vermek yerine kilo alanlar var?Ramazan'ın amacını gözden geçirin beyler! Az yeyip , az için.Bu ay akşam namazını geç kılıp sofrada oyalanma ayı değil.

9-Hanımlar , sahurdan arta kalan yiyecekleri gündüz atmayın.İftara ekleyin.Bu ay masalarda kızartma, tatlı vs dağlarının oluşması gereken bir ay değil.Allah'a şükretmek , akşamdan kalan yemekleri çöpe dökmekle olabilir mi?

10-Bu ay , normalden daha fazla sosyalleşip , "Bu akşam kimin iftarına gitsem?" diyeceğiniz bir ay da değil.Bu ay kalbin 1 ay boyunca nefsi susturduğu , bu ay Kur'an'ı anlayıp , sünnet-i seniyye ile amel etmenin ayı.

11-Her Ramazan için kendinize bir sure seçin.Ve o sureyi , tüm tefsirleriyle , hadisleriyle , yorumlarıyla , ezberiyle , her şeyiyle kavrayın.Her yönüyle hakim olun.

12-Ancak bu şekilde , her Ramazan sonrası , artık biraz daha Kur'andan ezberimiz olarak, biraz daha dua bilerek , Allah'a asıl o zaman yaklaşmış oluyoruz.Ramazan'dan çıktığımızda bu şekilde , "daha iyi" bir müslüman olmuş oluyoruz.

13-İhtiyaç sahibi aileleri,mülteciler varsa onları iftarlarınıza davet edin.Bırakın çocuklarınız onların çocuklarıyla oynasın.Biz bir aileyiz , biz ümmetiz.Onların bizim diyarımızda bulunmasıyla biz onlara yardım ediyor değiliz , asıl onların varlığı bize şereftir.Kim bilir , belki günahlarımız onlara karşı takındığımız güzel muamele sayesinde affolunacak.Onların bize verdiği bu şerefin yanında biz onlara hiç bir şey vermiş olmuyoruz.

*Allah bu ayı tüm bereket ve feyziyle faydalanmayı nasip eylesin tüm aile bireyleiyle.O müthiş geceyi yakalamayı ve değerlendirmeyi de nasip eylesin.

Yapılan araştırmalar annenin nefes verirken ağzından çıkan karbondioksitin bebeği sakinleştirerek, sağlıklı gelişimine destek olduğunu söylüyor. Bizlerse erkenden “Ayy ne zaman yatağında yatacak”, “Uyku eğitimi mi versek yavruya” diye diye mahrum bırakıyoruz kuzuları annesinin nefesinden. Oysa bebek kokusu anneye, anne sinesi minik bebeciklere sağlık akıtır. Bizlere de annenin nefesindeki zehri bile evladına şifa kılan Rabbe şükretmek kalır. Başta varlığıyla bana her daim güç veren ANNEM olmak üzere tüm annelerin günü kutlu olsun ..!! #by yargic

Fatma Nur, bir alıntı ekledi.
12 May 16:51 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Isaac Asimov'un "Inanmayan bir insanın en büyük ıstırabı şükretmek istediğinde şükrünü kime yönelteceğini bilememesidir." sözü geldi aklına.

Önden Giden Atlılar, Harun Tokak (Sayfa 43)Önden Giden Atlılar, Harun Tokak (Sayfa 43)

ramazan ayı
Nouman Ali Khan-Ramazan için hazırlıklar :

1-Bu ayda telefon, tablet vsdeki oyunlarınızı , müzik vs uygulamalarınızı ,kısaca bağımlı olduğunuz her türlü uygulamayı kaldırın.Youtube mevzusunu unutun.Film izlemelerinizi bırakın.

2-Çouklar , eğer anne-babalarınız size tablet , telefon vs verirlerse , bilin ki güzel Ramazan geçirmek istiyorsanız hepsini silmeniz gerekecek.Ömür boyu değil, endişe etmeyin , 1 ay için.

3-Çocuklar ve ebeveynlere söylüyorum , her gün 1 saatinizi Kur'an ezberine ayırın.Şu ana kadar Kur'an'ın nasıl okunduğunu dahil bilmeyenleriniz olabilir , onları suçlamıyorum.İnternetten 1 ayet bile olsa, nasıl okunduğunu öğrenin ve ezberleyin.

4-Teravih sonrası sosyalleşmelerinizi bırakın.Ramazan 'da geceleri uyanık olmayın.Yatsı için camileri dolduruyorsunuz ama sabah namazlarını burada kılmıyorsunuz.Halbuki Efendimiz'in bildirdiğine göre biz biliyoruz ki yatsı ve sabah namazını cemaatle kılan tüm geceyi ibadetle geçirmiş olur.Kadir gecesini düşünün, bu geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevap kazanma fırsatını kaçırmış oluyorsunuz!

5-Sahura kadar ayakta kalanlarınız , teravih sonrası gezenleriniz var biliyorum.Bunu yapmayın.Uyuyun, sahur için uyanın.1 ay boyunca bunu yaptığınızda Ramazan sonrasında teheccüd vakti için uyanmayı metabolizmanıza alıştırmış oluyorsunuz.

6-Hafızlar için söylüyorum , Kur'anı anlamaya odaklanın.Tefsir dinlemelerine ağırlık verin.

7-Ramazan ayı için her sene , kendinize 20 dua ezberlemeyi hedef edinin.(Mescide girereken-çıkarken, ezan , yemek vs) Ne olursa olsun , böylelikle günlük hayatta Allah'ı artık daha çok anar hale geleceksiniz.

8-Beyler , hanımlarınıza iftar için yüklenmeyin.Ramazan'da kilo vermek yerine kilo alanlar var?Ramazan'ın amacını gözden geçirin beyler! Az yeyip , az için.Bu ay akşam namazını geç kılıp sofrada oyalanma ayı değil.

9-Hanımlar , sahurdan arta kalan yiyecekleri gündüz atmayın.İftara ekleyin.Bu ay masalarda kızartma, tatlı vs dağlarının oluşması gereken bir ay değil.Allah'a şükretmek , akşamdan kalan yemekleri çöpe dökmekle olabilir mi?

10-Bu ay , normalden daha fazla sosyalleşip , "Bu akşam kimin iftarına gitsem?" diyeceğiniz bir ay da değil.Bu ay kalbin 1 ay boyunca nefsi susturduğu , bu ay Kur'an'ı anlayıp , sünnet-i seniyye ile amel etmenin ayı.

11-Her Ramazan için kendinize bir sure seçin.Ve o sureyi , tüm tefsirleriyle , hadisleriyle , yorumlarıyla , ezberiyle , her şeyiyle kavrayın.Her yönüyle hakim olun.

12-Ancak bu şekilde , her Ramazan sonrası , artık biraz daha Kur'andan ezberimiz olarak, biraz daha dua bilerek , Allah'a asıl o zaman yaklaşmış oluyoruz.Ramazan'dan çıktığımızda bu şekilde , "daha iyi" bir müslüman olmuş oluyoruz.

13-İhtiyaç sahibi aleleri,mülteciler varsa onları iftarlarınıza davet edin.Bırakın çocuklarınız onların çocuklarıyla oynasın.Biz bir aileyiz , biz ümmetiz.Onların bizim diyarımızda bulunmasıyla biz onlara yardım ediyor değiliz , asıl onların varlığı bize şereftir.Kim bilir , belki günahlarımız onlara karşı takındığımız güzel muamele sayesinde affolunacak.Onların bize verdiği bu şerefin yanında biz onlara hiç bir şey vermiş olmuyoruz.

*Allah bu ayı tüm bereket ve feyziyle faydalanmayı nasip eylesin tüm aile bireyleiyle.O müthiş geceyi yakalamayı ve değerlendirmeyi de nasip eylesin.