Daha ilk sayfalardan ruhumu titreten,hem tarihi hem de edebi metin olarak yazılmış bu eser insanı tasavvufi bir yolculuğa çıkarıyor.Bu zamana kadar peygamber efendimiz ve hayatıyla ilgili okul kitaplarında olsun,dini kitaplarda olsun kişiliği, savaşları,islâm dinini yayma mücadelesi ile ilgili birçok bilgi okumuşuzdur.
İskender Pala bu kitabında bilgi vermenin ötesinde, Hz. Muhammed’i “sevgi”de öyle bir doruk noktasında betimliyor ki o sevgiyi iliklerinizde hissediyorsunuz.İlahi ve manevi anlamda kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz:Gösterilen sabır,koşulsuz bağlılık, sevdiği için kendini ateşe atma?..
Kitap bülbülün ağzından anlatılıyor;o “Gülüm” dedikçe siz de kanatlanıp akışa doğru sürükleniveriyorsunuz.Tasavvufun bir simgesi olan bülbül bir arayış içinde vuslatı beklerken sesiyle var oluyor.Kırkıncı şarkısını söylediğinde aslında manevi olarak tamamlanıyor.Peygamberlik,insan ve aşk üçgeninde söylenen kırk şarkı kalbin kırk durağını temsil ederken,siz de her durakta kalbinizi yokluyor ve iç dünyanızı sorguluyorsunuz.
İskender Pala Hz.Muhammed’i ulaşılmaz biri olarak değil,bir yol gösterici,her koşulda insanla birlikte yürüyen bir yaren olarak anlatmış.Kitap tam anlamıyla gönül tahtıma oturdu.Sadece içerik olarak değil şiirsel anlatımıyla da çok başarılı.Bittiğinde yaşattığı duygu tarifsiz! İçsel sorgulamanız bitmiyor…