Öncelikle bu kitap böyle mi bitmeliydi, bir kaç ay sonrasını görsek nasıl olurdu, düşünmedim değil. Belki de böylesi daha iyi bilemiyorum. Ama çok etkileyici detayları olan bir kitap. “Delilik” tanımı çok geniş ve bazı komik tasvirlerle anlatılmış. Ayrıca 1930larda kullanılan fakat sonra yasaklanan bazı yöntemler varmış organizmayı dinlendirmek ve vücut gerilimlerini azaltarak yok etmek için. Yüksek doz insülin…. Bir zamanlar da olsa hipoglisemik şokun böyle bir patolojik durumda kullanıldığını bu kitapla öğrendim doğrusu. Dediğim gibi Veronika’nın bu kitaptan sonraki yaşadığı her güne umut olarak bakması, ama gerçeği bilmeden yaşadığı süreç , gerçeği öğrenmesi, doktorunun bununla ilgili yaşadığı yasal süreçler işlenebilirdi belki. İşlense miydi dersiniz??
“Kırkıncı Kural” dedi tane tane konuşarak. “Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde. Ya da dışındasındır, hasretinde”
Hayatının kritik döneminde “Aşk Şeriatı”nı eline alan Ella ve yine hayatının çok da memnun olmadığı döneminde “Aşk”ı eline alan ben.. Kitap içinde bir kitabı daha önce hiç böylesine zevkle okumamıştım. Uzun zamandır bildiğim ve kabul etmediğim eleştirilere maruz kalan bu aşk şüphesiz ilahi aşktır. Ve bu aşk yalnızca Rab yolunda yürüyenler arasında yaşanır. Arayışlar, keşfedişler ve gerçeği buluşlar kitabın içindeki her karakter için çok meşakkatli olmuş ve çok da sürükleyici anlatılmış. Fakat bazı karakterler asıl rollerinde değiller. Kimya Hatun’u Kerra Hatun’un ilk eşinden kızı olarak biliyordum. Kitapta ise Mevlanaya talebe olarak verilen bir genç kız. Aslını, bilgisi olandan öğrenmek isterim.. keyifli okumalar…