Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Manevi açlığa dair odağı değiştirenlerin ilk hedefi tabii ki tekkeler ve zaviyeler oldu. Tarihte daha eskilere gittiğimizde bu sistematik saldırının her medeniyette yapıldığını görürüz Bir ülkenin hükümetini devirdikten sonra yapılan ilk iş o devletin manevi önderlerini de devirmek, ilmini, irfanını yak mak olmuş. Kültürüne, sanatına kastedip, camileri yakanlar, alimleri asanlar, kütüphaneleri toprağa gömenler ne yapmak istediler, sence. Talan etmek, sadece psikopat ruhlarını beslemek için miydi? Asla! Çünkü biliyorlardı, bir cami yakılmazsa o camiye tekrar gidilebilirdi aynı şekilde âlimler öldürülüp veya sürgün edilmezse, insanlar onlara gitmek için bir yol bulurdu. Kitaplar gömülmezse tarih nasıl canlı kalacaktı? Kitapları öyle bir gömüp bir harf bile bırakmadılar ki. Bir sonraki kuşağa ceddimizin cahil güruhu olduğuna inandırdılar. İbn-i Sina'nın. Birûnî'nin kitaplarının İngiltere kütüphanelerinde ne işi var? Neden, onlar ders kitapları diye o kitapları okuturken biz İbn-i Sina kafir mi, Müslüman mı diye tartıştık. Bizi bize karşı kışkırtan Batı'ya hayranlığımızı artık elimize, yüzümüze bulaştırmaya başladık. Her şeyimizle tam bir kimlik karmaşası içindeyiz.
Zaman somut deliller bırakmadan geçip gidiyordu, yaşadıklarımız ve hayatımızdaki insanlar dahi bir hatıraya dönüşüyordu. Biz farkında olsak da olmasak da insan sureti bile her gün değişiyor düne dair delil bırakmıyordu.