neden düş- gibi olumsuz bir tınıya sahip kökle söyleme yoluna gittiğimizi düşünelim.
(...)
Düşüncenin ön koşulu ya da onu doğuran ana etmen bellek, kavrayış, anlayış, yargı ya da soyutlama yeteneğinden çok, genelgeçer insanlık durumundan bir düşüştür. Evrensel kültürde bunun istisnası yoktur ve sıradan insanın, kalabalıkların, çoğunluğun dünyevi tatmin arayışı düzleminde düşünce barınamaz.
Geçici, kurmaca tahtlardan düşerseniz, kovulur ya da güvenlikli algının kapısından dışarı, bilinmeze çıkmayı göze alırsanız, düşünürsünüz. Rahat olanı terk etmek, gidilmemiş yoldan gitmek, gündelik yanılsamaların sanal göğünden, gerçeğin sert yerine düşmek: Düşünce budur.
..."Her milletin bir remzi vardır," demişti yaşlı adam; "Rusların ayı, Amerikalıların kel kartal, Fransızların horoz ve bizim de kurt..." Şimdi anlıyorum ki, kastedilen bu simge; ne dişler, ne pençeler, ne ay altında ulurken yayılan heybet, ne kahramanlık, ne de cesaret. Bunların hepsinden daha fazla, bir kurdu kurt yapan şeyler var. Tanrı'dan başka hiçbir şey önünde eğilmeyen bir başınız olacak. Özgür olacaksınız: O kadar ki, özgürlük sizden alındığında sizden geriye hiçbir şey kalmayacak. Ama tüm bunlara rağmen, kendi "yurdunun" kurduyla ayrılmaz bir topluluk olacaksınız. Duran, akmayı bırakan ve durduğu için kokan/kokuşan her ne varsa sizden ölümüne korkacak. Bir toprak, siz üstündesiniz diye yurt; bir dağ, siz doruğundasınız diye dağ olacak.