Sonra, tam da pencerenin önünde dururlarken bir yıldız kaydı. Genişçe, alçak bir kavis çizdikten sonra görünürden kaybolana dek parlayıp ışıltılar saçtı. Gregory'nin Lucy’yi öpesi geldi bunun üzerine. Bir gökkuşağı da aynı etkiyi yapardı, diye düşündü ya da dört yapraklı yonca, hatta erimeden koluna konan basit bir kar tanesi. Doğanın mucizelerinden birine şahit olup da onu öpmemek imkânsızdı.
Gregory'nin ellerini sıktı. Ve gülümsedi. Belli belirsiz bir gülümseme değildi bu; kocaman ve kendine güvenli, umutları ve düşleriyle onları bir bir gerçekleştireceği bilgisiyle doluydu.
Zor olacaktı. Ürkütücü olacaktı.
Ama buna değecekti.