Bölünmenin nedeni çok açıktı. Bazıları doğada olup bitenlerin ardında ilahî bir gücün bulunduğunu ileri sürerek bu olayların nedenini esrarlı hale getirirken, diğerleri ise bu olayları yönlendirenin ilahî bir güç olmadığını, her maddenin değişim ve dönüşümünü sağlayan bir iç nedensellikten, hareketten kaynağını aldığını belirtiyorlardı.
Toplumun düzene sokulmasının, gelişmesinin ve ilerletilmesinin bir aracı olan mitolojik, askerî ve toplumsal örgütlenme, insanı köleleştirmenin bir aracına dönüştürülmüştü. Toplumları geliştiren toplumsal önderler, komutanlar, olayların ve gelişmelerin kavranmasını kolaylaştıran büyücüler ve sanatçılar, artık toplumsal gelişmenin değil, toplumu köleleştirmenin öznesi olmuşlardı. İleri sürdükleri Tanrı kelamı, bundan böyle gelişme ile çeliştiği için, ne toplumları ve tarihî gelişmeyi ne de doğayı ve evreni açıklayabiliyordu.