İlkel insan, dünyasıyla, yani içinde yaşadığı çevreyle hem maddi hem de düşünsel açıdan özdeşti. Dünyaya dair düş gücü zayıftı ve sadece kendisini çevreleyen doğasıyla sınırlıydı.
Bugün insan hakları dersinde hocam Harun Tepe çok güzel bir cümle kurdu dedi ki “Biz erkekler gezmek için dağa - ormana falan gittiğimizde bir elimiz silahımızda, hep tetikte ilerliyoruz, saldırı anı (hayvanlar ya da başka bir insan zarar verir korkusuyla) için hazır ve korkuyla yürüyoruz.
Kadınlar günümüz dünyasında aynı bir ormanda - dağda gibi tekinsiz hissediyor.”
Dünya kadınlar için ıssız bir ormana dönerken, insanlık hukukun avuçlarında eziliyor.
Yaşatma hakkı nerede? Hani kutsal olan yaşatma hakkı? Bu övüle övüle bitirilemeyen “insan hakları” nerede?
Bir kadın olarak yoruldum, ormanda yürümekten kendimi korumak için mücadele vermekten, en doğru insana bile güvenememekten çok yoruldum. Ve çözümler bile çözümsüz kalırken şu satırları ifade etmeyi dahi anlamsız bulurken yine de paylaşmak istedim.
Yüreklerine sığdıramadıkları ‘kadını’ elleriyle katledenlerin ‘elleri’ kesilmedikçe hiçbir ruh huzur bulmayacak..
anitsayac.com
Caniliğin cinsiyeti yoktur. Bir katilin işlediği cinayeti bütün erkeklere yıkmak sorunlarımızı çözmez. Aksine toplumda ikililiğe ve kin tohumlarının ekilmesine sebep olur. Bir insan öldürüldüğünde, adaletsizliğe uğradığında yapılması gereken işlenen cinayetlerin önüne geçmeye dayalı çalışmalar yapmaktır.
Dileğim Adem bey gibi insanların çoğalması ve daha güzel bir dünya için el birliği edilmesidir.