"Daha sık gülmemen çok kötü."
Çünkü gülecek çok bir şeyim yok. Kravatımı gevşettim " Buna alışma."
"Cüret etmem. Nadir olması hoşuma gidiyor çünkü onu daha da özel kılıyor." Bulaşıcı gülüşü karşısında dudaklarımın köşeleri yukarı kalkıyor.
Hiç kimse kahkahamın özel olduğunu söylememişti. Lanet olsun, küçültücü olmayan herhangi başka bir şey için hiç özel olduğum söylenmemişti. Bana kendimi iyi hissettirdi. Takdir edilmiştim. Ne kadar para kazandığımla veya ne tür bir işim olduğuyla hiçbir ilgisi olmayan bir şekilde değerliydi.
Kendimi onun beni gördüğü gibi görmek istiyordum. Çünkü onun gözlerinde, omuzlarında dağ gibi bir beklenti taşıyan bir adam değildim. Sadece Rowan'dım, pahalı kıyafetler içinde yere oturan, bir kartondan ısmarlama yemek yiyen ve bunun her saniyesinden zevk alan bir adam.
"Ben: Her şey hakkında bu kadar umut dolu nurumdur?
Zahra: Tabii ki. Neden olmayayım?
Ben: Çünkü hayat her zaman gökkuşağı ve gün ışığıyla dolu değildir.
Zahra: Tabii değildir. Ama karanlıktan geçmezsek nasıl her sabah doğan güneşin değerini anlayacağız?"
"Kardeşlerime kıyasla, küçüklüğümden beri hep en içe kapanık ve en az güvenen ben olmuştum. Hayatımdaki durumlar bu duyguyu güçlendirdi, umutlu bir çocuğu acı bir yetişkine dönüştürdü."