Asil ve ulvi bir karakter lütuf değildir ya da şans eseri oluşmaz, ancak sürekli bir çabayla doğru düşünerek uzun süreli ilahi düşüncelerin bir bileşkesi olarak doğar.
Zihin sadece beyninin ekrarında, senin önünden geçen düşüncelerin yaptığı geçit törenidir. Sen bir gözlemcisin fakat sen güzel şeylerle özdeşleşmeye başlarsın; bunlar rüşvettir. Ve bir kez güzel şeylerin tuzağına düştüğünde ayrı zamanda çirkin şeylerin de tuzağına düşersin çünkü zihin ikilik olmadan var olamaz.
Farkındalık ikilikle bir arada olamaz. Ve zihin ikilik olmadan var olamaz.
Farkındalık ikiliğin olmamasıdır ve zihin ikiliktir. Bu nedenle sadece izle. Ben sana herhangi bir çözüm öğretmiyorum. Ben sana yegâne çözümü öğretiyorum: Sadece biraz geride dur ve izle. Kendinle ve zihninle aranda bir mesafe oluştur. İster iyi, güzel, tatlı, yakınen keyif almak isteyeceğin bir şey olsun ya da çirkin olsun; mümkün olduğunca uzakta kal. Ona tıpkı bir filme baktığın gibi bak. Ancak insanlar filmlerle bile özdeşleşir.
Sadece arada bir dene: Bırak zihin her ne ise o olsun. O olmadığını aklında tut. Ve çok büyük bir sürprizin olacak. Daha az özdeşleştikçe zihin güçsüz hale gelir çünkü o, onun gücü senin özdeşleşmenden gelir; o kanını emer. Fakat sen mesafeli ve uzakta durmaya başladığında zihin büzüşmeye başlar.
Ancak Adolf Hitler otobiyografisinde, "Ne söylediğinizin bir önemi yoktur çünkü hakikat diye bir şey yoktur. Hakikat çok sıkça tekrar edilen ve bu sayede bir yalan olduğu unutulmuş olan bir yalandır," der. Bu nedenle ona göre bir yalanla hakikat arasındaki tek fark yalanın taze ve hakikatin eski olmasıdır; aksi taktirde bir fark yoktur. Ve anlaşıldığı kadarıyla bunda bir kavrayış söz konusudur.
Ancak bireyde zihin sana aitmiş gibi bir yarılsama yaratılır böylelikle birey topluma göre davranmaya başlar, toplumu izler fakat o, kendi isteği doğrultusunda davrandığını hisseder. Bu çok kumazca bir düzenlemedir.