Bir yerde okumuştum sanırım. Diyordu ki, bir adama güvenirseniz, onun eline silah vermiş olursunuz. Eğer adamsa bu silahla sizi korurdu. Adam değilse sizi vururdu. Peki, Zamir hangisini yapacaktı?
"Nasıl?" Bana doğru adım attı, korkmadım, geri çekilmedim. Kalbim bedenimi yarıp dışarı çıkacak olsa bile umursamadan durdum tam karşısında.
Fısıltıyla, "Ne nasıl?" diye sordu. Sesi... Tarif edilemez sancılara, kıpırtılara neden oldu yine.
Yutkundum. "Nasıl buldun beni?"
Dudağı yukarı doğru kıvrılırken, "Hiç kaybetmedim ki seni," dedi kendinden emin bir edayla.
Sakinleştirici bir sesle, "Bir müddet," diye cevapladı sorumu. Ardından omuzlarımdan tutarak beni sarstı. "Sen Mihrinaz Akşahin'sin, unutma. Benim annemin adı ve soyadı seninle yaşıyor. O çok güçlü bir kadındı. Sen de öyle olacaksın. Sakın korkma, yılma, kimseye boyun eğme. Çünkü sen halefsin."