• tazecik bir güldü o
    koparıp
    ellerine aldılar
    saklamaya hiç niyetli olmayanlar
  • damarlarımda
    senin kanın akarken
    söyle
    nasıl unutayım
  • sordu: nasıl bu kadar iyisin
    insanlara karşı?

    Süt ve bal damladı
    dudaklarından cevaben

    çünkü kimse bana
    iyi davranmadı
  • "Mezarıma taş koymayın beton dökmeyin,ben öldükten sonra üzerimde otlar bitsin,çiçekler açsın taş kapatır çimento kapatır hiç kimse istifade edemez benim toprağım da milletime hizmet etsin oradaki biten otlardan koyun yesin et olsun kuzu yesin süt olsun arı yesin bal olsun''
  • Eğer acı geliyorsa
    Mutluluk da gelir

    __sabret
    Rupi Kaur
    Sayfa 182 - Pegasus
  • Merhaba sevgili kitap severler ve okurlar Yaşar Kemal'in İnce Mehmed'ini incelemek ve bu konuda fikir beyan etmek hiçte kolay değil. Lakin fikrimizin, bakışımızın ve kalemimizin güç yettiği ölçüde bir şeyler yazacağım.

    *Eser kurtuluş yılları sonrasında 1930-1940 arası İsmet inönü döneminde Çukurova'daki toplumsal yaşayışı, ağalığı, eşkıyalığı, devlet otoritesi eksiliğinde ortaya çıkan çok başlılığı, ezilen köylüyü anlatıyor.

    *Eser 37 Bölüm ve 436 sayfadan meydana gelmektedir.

    *Bölümler arasında geçiş sağlarken yazarımız adeta bizi diğer bölümlere alıştıra alıştıra ulaştır.
    *Yazarımız çok iyi bir karakter betimleyicisidir. Sadece dış betimlemede değil karakterlerin iç dünyasını en iyi şekilde yansıtmaktadır biz okuyucalara. Eseri okurken karakterleri o kadar iyi anlatmıştır ki bize "nerden çıktı bu?","bu da kimdi?" gibi sorularla bizi eserden koparmaz.
    *Yazarın bu eserinde en sevdiğim ve de diğer eserlerinde de sıklıkla kullandığı anlatımında ikilemleri çekinmeden ve usta bir şekilde yerli yerinde kullanmasıdır.

    *Yazarımız eserde geçen ikili diyaloglarda o kadar etkili ve akıcı bir şekilde biz okuyuculara sunuyor ki kendinizi bir müzikalde veyahut bir sinema filminde hissediyorsunuz. Karakterler canlı kanlı karşınızda gibi.

    *Olayların geçtiği mekanları doğanın tüm hallerini bize aks ettirerek anlatan yazar karakter anlatımlarında olduğu gibi burda ayrı bir ustalık sergiliyor.

    *Yazarımız Çakırdikenlik der durur anlatır bize anımsatır algı yapar burda asıl Çakırdikenlik Ağalar ve buna bağlı gelişen düzenlerdir. Kanatsalarda ayaklarımızı elbet yaralarımıza merhem olacak İnce Mehmedler var. Çakırdikenliği yaktığı gibi ağalarıda yakar elbette der eserin sonunca varınca..!

    Kitabın Özeti:[alıntılarla]

    Kitap şu iki dize ile başlar:"Duvarın dibinde resmim aldılar
    Ak kağıt üstünde tanıyın beni"

    Ağalığın getirdiği düzen ve bu düzenin sonucu açığa çıkmış zulüm, aç bırakılma ,dövülme hatta öldürülmeye bağlı olarak halkın içinden halkı düşünen ve halkın meydana getirdiği eşkıya Mehmedi konu edinir.

    Başlıngıçta İbrahimin Oğlu Yetim Mehmed, annesi olan döne ile Değirmenoluk köyünde Abdi ağanın toprak işçileri,köleleridir.

    Daha çoçuk yaşta bu düzenden bıkan küçük beden Mehmed'imiz kaçar. Komşu köydeki Süleyman Emmi'ye sığınır. Kendisi için çobanlık yapar. Bir süre o köyden ve zulümden uzak dur. Durur ama lakin annesi hiç aklından çıkmaz.

    Ta ki bir kendi köyküsü Hörsük onu görene dek . Onu gördüğünü herkese söyleyen Hörsük,  ağası Abdi'ye de der bunu.

    Abdi apa soluğu Süleyman'ın yanında alır ve Mehmed'i ister. El mahkum Süleyman verir MMehmed'i içi elvermeye vermeye.

    Yine başlar zulüm daha şiddetli.
    Ekinden her sene aldığı oranı Mehmetlerden daha fazla alır,  kış bastırır Mehmedler aç kalır.
    ***<<
    Memed, kendini tutamadı. Hıçkırmaya başladı:
    "Benim yüzümden ... " dedi.
    Ana, oğlunu bütün gücüyle kucağına çekti, bağnnda sıktı.
    "Ne yapalım?" dedi. "Ne gelir elden?"
    Memed:
    "Ya bu kış? .. " dedi.
    Anası:
    "Bu kış? .. " dedi.
    Sonra, ana da ağlamaya başladı:
    "Aaah baban olaydı," dedi. "Aaah baban ...(sayfa53) ">>

      Döne dayanır kapısı Abdi ağanın , ama fayda etmez. Abdi ağa zırnık vermez, "varsa satacak bir şeyin satarsın,alırsın."

    ***<<
    Döne edemedi. Bir başma olsa neyse ne! Oğlan var. Günlerden beridir ki oğlanın ağzını bıçaklar açmıyor. Yüzünde, dudaklarında bir damla kan eseri kalmamış. Dudaklan incelmiş, aynen kağıt gibi. Bütün yüz, bütün beden durgun. Ölü gibi. Bir yere oturdu muydu, akşama kadar oradan kalkmıyor. Başını iki eli arasına alıyor, dalıp gidiyor. Bütün canı, hayatiyeti, kini, sevgisi, korkusu, gücü kocaman gözlerine toplanmış. Gözlerinde arada bir, iğne ucu gibi bir pırıltı yanar söner. Keskin, batan bir pırıltıdır bu! Bu pırıltıdan korkulur. Korkunçtur.
    Parçalamaya, atılmaya hazırlanmış kaplanın gözlerinde de aynı pırıltı yanar söner mutlak. Bu nereden gelir? Belki yaratılıştadır. En doğ­rusu, çekilen işkencede, dertte, beladadır. Memedin gözlerine bu pırıltı, son bir yıl içinde gelip yerleşmiştir. Ondan önce Memedin çocuk gözleri bir hayranlık, bir sevinç içinde parlardı.

    sayfa 57
    >>
    Döne elindeki buzağıyı satar bir avuç buğdaya.
    Mehmed'in kinş artıkça artar. Değirmenoluk ta nefes aldığı her gün büyür büyür de kini de büyür Abdi ağaya karşı.
    Mehmed'in bir sevdiği vardır, Hatçe'dir o.
    Sever lakin Abdi ağa bunu da el atar kendi yeğeni olan Veli için Hatçe'yi İster.

    Mehmed'e alır kaçırır Hatçe'yi. Düşerler yola iki aşık beden ve artık özgür ruh. Korku yoktur kalplerinde, hele umutsuzluk hiç yoktur. Birbirlerinin gözlerinde avunurlar. Yağmur yağsr bardak sürahiden boşalırcasına ama nafie ıslanır bedenleri ama ruhları alev alevdir.

    Yakar Mehmed bir ateş kuralanmak için. Çıkarır üstünde ne varsa lakin Hatçe utanır. Mehmed ısrar eder en sonunda oda çıkarır üstünde her ne varsa.

    Alev alev yanan kalplerinde başlar ikisinde de bir olma arzusu , orda olurlar tek zerre ve Hatçe artık kadındır.  Olmak istediği tek kişinin kadını Mehmed'in.

    Duyar da durur mu Abdi ağa deyyusu düşer aşkın ve aşık bu iki bedenin peşine alır Veli, alır adamlarını ve alır yanına izci Topal Ali'yi.

    Hörsük Ali'nin dostudur. Yanaşır Ali'ye, "Etme Al sen gidersen bulursun fukaraları, gitme bu iki aşık bedeni bu zalime mi teslim edeceksin? Sen yapmazsın Ali. " yalvarır yakarır.

    Ali durgun , Ali düşünceli. Düşer önüne Abdi'nin dolanır köyde dolandıkça dolanır gitmek istemez izin peşinden lakin içindeki Kurt büyüdükçe büyür ve düşer peşine izin.

    Vakit karanlık, vakit gece , vakit alabildiğince sessizlik.  Topal Ali[bedeni çürüyesice] bulur iki aşığı bir çalılığın içinde sevişirken.

    "Buldum ağam[dilin tutulasıca]."

    Abdi ağa "bana bırakın." der. Yanında Veli yürür o tarafa doğru. Mehmed dimdik Mehmed ayakta, eli belindeki silahta yaklaşır yanına Abdi ve Veli.

    Mehmed sıkar karanlığa 5 kurşun. İkisi Abdi'yi[ölüsice] üçü Veli'yi vurur. Döner Hatçe'ye "köye git ben seni almaya geleceğim."
    Uzaklaşır karanlıkta ve en sonunda ufakta siyah bir nokta olur yiter , Abdi'nin adamları sıkar arkasından nafile gider Mehmed.

    Mehmed sığınır Süleyman Emmi'ye.<<Bir kuş, bir çalı­ya sığınır. O çalı da, o kuşu saklar.[s109]>> Tanımayaz başta. Tanıtır kendini Mehmed. Anlatır olan biteni, Süleyman sevinir bir sevinir ki yüzünde güller açar.

    <<"şu dünyada ne iyi insanlar var."[s122]>>

    Hükümet yakalarsa asar , Abdi'nin adamları yakalarsa vurur. Süleyman onu Deli Durdu'nun çetesine katar. Eşkıyadır Mehmed artık.
    ***<<Durdu, karşıdaki Aksöğüt köyündendi. Süleyman onu ço-
    cukluğundan beri tanırdı. Babası, harbe gitmiş, bir daha dadönmemişti. Azıcık akraba oldukları için Süleyman ona, anası­na yardım etınişti. Daha doğrusu açlıktan ölmemelerine sebep
    olmuştu. Çocukluğunda da ele avuca sığmaz it oğlu itin biriydi. [Sayfa122]>>
    ***
    Veli ölmüştür lakin ağa ölmemiştir. Toplar ırgatlarını etrafına ve Veli'yi Hatçe vurdu diye ezberletir. Candarmaya hepsi bu şekilde anlatır ve alır götürürler mapusa Hatçe'yi.

    <<Gece, Hatçeyi de yandaki odaya hapsettiler. O gece hiçbir şey düşünemeyen Hatçe, başını iki dizinin üstüne koyarak, sabahlara kadar sessiz sessiz ağladı. Sabah olunca, Hatçeyi hapsedildiği odadan çıkarıp iki candarmanın önüne kattılar. Hatçe
    mahpusaneye götürülüyordu. Hiç kendinde değildi. Ne olacağını, ne yapacaklarını bir türlü bilemiyordu. Yürürken ayakları biribirine dolanıyordu. Bu onun, köyünden uzaklara gitmek için ikinci çıkışıdır. Birincisinde yanında dayanağı, sevdiği vardı. O zaman nereye gideceğini, ne yapacağını biliyordu. O zaman sıcak bir tarla, bir ev hayalinin peşinde koşuyorlardı.
    Şimdi ise yüreğinde bir korku, bir umutsuzluk var. Bu adamların kendisine ne yapacaklannı düşünüyor. Köyden ayrılırken anası bile gelmemişti kendisini uğurlamaya... Kız arkadaşları
    bile gelmemişti. Bu, gücüne gidiyordu işte. Bu öldürüyordu onu. Kendini dayanılmaz bir efkara kaptırmış gidiyor. Bazı bazı da hiçbir şey duymuyor, düşünmüyor, görmüyordu. Yalnız,
    arada bir, kendine gelince, iki yanındaki candarmalara bakıp ürperiyordu. Hatçe için ötesi karanlık...(sayfa148)>>
    ***

    Ormandalar etraf karanlık iki gündür candarma ile didişir durur Durdu ve çetesi.İnad eter Ormandan ayrılmam der Durdu diğerlerinin ısrarlarına rağmen.

    <<Çetesi:
    Recep cavuş, Cabbar , Horali, İnce Mehmed, Zalanın oğlu...>>

    Asım çavuş gelir kuşattır etraflarını köylüler ile birlikte vur babam vur. Zor olur ama İnce Mehmed'in sayesinde kurtulurlar burdan.
    ***
    İnce Mehmed ve Cabbar yiyecek bulmak için Yörüklerden Kerimoğlu'na giderler. Çadırından içeri girerler ve
    <<Çadırın içine, kapıdan başlarını eğerek girdiler. İçeri girer
    girmez Memed afalladı kaldı. Çadınn içinin güzelliği onu vurdu. Ömründe ilk olarak böyle bir çadır içi görüyordu. Yörüğün "merhaba"sını bile duymadı. Gözü çadırın içinde. Çadırın arka
    tarafında nakışlı çuvallar ... Çuvallarda nakışlar, renkler uçuşuyor. Baş döndürücü bir hızla uçuşuyorlar ... Renklerin
    cümbüşü veryansın ediyor. Nerden bu kadar çok ışık doluyor çadırın içi-
    ne? Işıklar, renkler biribirine karışmış oynaşıyor. Memedin gö­züne bir çuval takıldı. Uzun zaman gözünü çuvaldan alamadı.
    Çuvalın üstünde muhabbet kuşları vardı. Küçük küçük. .. Belki bin tane. Gaga gagaya vermiş kuşlar ... Yeşil, mavi, kırmızı, mor kuşlar. Gözleri yaşla doldu. Kuşlar renk renk uçuşuyor.
    Çadırın orta direği oyma ... Direğe uçan geyikler oymuşlar.
    Tüyleri yıldır yıldır eden geyikler ... Som sedeften.>>
    Kerimoğlu onları yer içirir giydirir. Başının üstünde göz eder.

    Yolcu eder onları bal ile yağ ile süt ile.Varırlar çetenin yanına. Anlatır Kerimoğlunu şanını, şöhretin ve servetini Cabbar.

    Dinler Durdu. Kafasında kurar ve ertesi gün kimseye bir şey demeden. Götürü veririr onları Kerimoğlunun çadırına.Başlar zulmetmeye parasını. istemeye. Burda Cabbar ve Mehmed ayrı düşer Durdu'nun zulmüne silahlarını kaldırıp çephe alırlar Durdu'ya.
    Gider Durdu. Recep Cavuşta katılmıştır Mehmed ve Cabbar'a.

    ***

    Ali ve Hasan Çukurova'da işci olarak çalışmışlardır. Paraları cebimde eve dönüyorlar. Yolda İnce Mehmed'in çetesi keser yollarını lakin soymazlar onları. [Adil, zulmetmeyen eşkıya]

    ***
    <<
    indirdiler Heletenin düzüne
    Kellesi yokkine bakarn yüzüne
    Benden selam söylen Nukrak kızına
    Neneyle neneyle Iraz neneyle
    Çık dağlar başına bana eleyle.

    Nukrağı dersen de Ofunun dağı
    Derde derman derler kartalın yağı
    Ayağına düştüm Besninin beyi
    Neneyle neneyle Iraz neneyle
    Çık dağın başına ordan eleyle.

    [ sf206]>>

    Iraz kocası ölmüş dul bir kadındır. Bir evladı vardır Rıza. Topraklarını almışlardır elinden kocasının kardeşleri. Büyütür Rıza'yı adam eder yetiştirir,  büyür Rıza akıllanır yol yardım öğrenir ve >>
    <<Neden yoksulluk içindeler? Neden tarlasızlar? Bunun sebebini her gün anasından, köylülerden duya duya büyüdü. İçine yanık bir türkü yerleşti kaldı. [S207]

    kanun ile alır toprağını. Alır alırda yaşatırlar mı kuzumu?
    Bir silah sesi, bir çığlık ve bir ölüm.
    Öldürdüler Rıza'yı. Emmisi öldürdü.

    Iraz Emmilerinin evini ateşe verir kimseye bir şey olmaz ama alıp götürürler mapusa Hatçe'nin yanına.

    ***

    Iraz mapusta içine kapanır kimse ile konuşmaz, yemez, içmez.
    <<
    Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.[s217]>>

    Hatçe candaşlık edip bir şekilde onu konuşturur ve ana-kız gibi olurlar.

    <<Mahpusaneye ilk giren insan şaşırmıştır. Dünyadan apayrı düşmüş gibi olur. Sanki başka bir dünyadadır. Uçsuz bucaksız
    bir ormanda kaybolmuştur. Ondan da beter. Topraktan, evden, barktan, dosttan, sevgiliden, her şeyden bütün bağlarını koparmışçasına uzaktır. Bir derin, ıpıssız boşlukta döner.
    Sonra başka bir hali daha vardır yeni mahpusun, taşı toprağı, duvarı, o azı­cık görünen gökyüzünü, kapıyı, demir parmaklıklı pencereleri
    bile düşman sayar kendisine.[s218]>>

    ***
    İnce Mehmed kendi köyüne iner Durmuş Ali'ye gider. Olan bitine öğrenir. Hatçe'nin yakalandığını,  Annesi Döne'nin Abdi ağa tarafından öldürüldüğünü.

    İnce Mehmed Topal Ali'yi çağırır ve onu öldürmez, iş buyurur. Abdi'yi bulmasını ister kendisinden.

    ***
    Kasabaya iner Topal ve Abdi ağayı Hüseyinin evindd olduğunu öğrenir. Topal varır yanına kendisini düşünür gibi Abdi ağaya yanaşır. Abdi ona iş buyurur kendine adam yaptığını zanneder.

    Topal haberi İnce Mehmed'e getirr ve hemen yola çıkıp evi basmaya giderler.
    Kapıyı çalarlar ve gelinin İnce Mehmed olduğunu görünce başlar bir çatışma Hüseyin ve ev ahalisi çıkar evden.
    Abdi içerdedir. Mehmed yakar evi lakin daha çıkan olmaz evden. Yaşlıca bir kadın eve koşar bir bohça çıkarır içerden[Abdi içinde].

    Ev yanar , evler yanar ve koskaca köy rüzgarında etkisi ile yanar da yanar.

    İnce Mehmed,  Cabbar ve Recep çavuş köyden uzaklaşır[Abdi'nin öldüğünü sanarlar]

    Kısa bir zaman sonra Recep cavuş aldığı yaradan ötürü ölür.

    ***
    <<Çukurova yana yana ördolur
    Her sineği bir alıcı kurdalur
    Sen ölürsen yüreğime derdolur
    Kalk kardaş gidelim sılaya doğru.[s286]>>
    ***

    Abdi yaşıyor yaşıyor ya lakin ölüm korkusu ölüden beter etmiştir kendisini.
    Gider bir başka ağa olan[deyyus] Ali Sefa Bey sığınır , meramını anlatır,  yardım ister.

    Ali Sefa yardımı etmeyi kabul eder ve karşılığında kendisi için Vayvay köyü ve diğer köylülerin topraklarını alması için kendisine yardım etmesini ister. Kabul eder Abdi.
    ***
    Ali Sefa Bey Başka bir eşkıya olan Kalaycıya Mehmed'i vurması için emir verir.Onun emrinde de Eskiden Deli Durdu'nun çetesinde olan Horali vardır. Horali Kalaycıya "Ben Mehmed'i bulur getiririm." der.


    ***
    İnce Mehmed yine iner köyüne. Bulur Durmuş Emmi'yi ve der " Emmi tüm köylüyü topla, öldü Abdi , artık toprak sizin, öküz sizin , mahsul sizin."

    Tüm köyde düğün havası hakimdir lakün Topal Ali gelene dek.

    Topal Abdi'nin ölmediğini söyler ve tüm köye yayılır.


    İnce Mehmed ve Cabbar köyden başları önünde uzaklaşır köylünün bedduasu, küfrü ile...

    ***
    Horali sora sora Mehmed'i bulur ve Kalaycı'nın kendisi ile tanışmak istediğini söyler. Mehmed ve Cabba işkillenir ama belli etmezler. Bir köşede konuşurlar. Bir iş var derler. Mehmed tuzak olsa bile gitmeliyiz der. Korktu gelmedi kaçtı derler.

    Ve düşerler Horalinin ardına.


    Varınca Kalaycının yakınına Horali kendini geri bırakır. Bırakırda Cabbardan kurtulur mu. Görünür görünmez Kalaycı , Mehmed Kalaycı'yı , Cabbar Horali'yi vurur.

    Bunlar dışında Kalaycı'nın  iki adamınıda yaralarlar.

    Yaşananlar Çukurova'da üzerine kata kata anlatılır. Türküler yakılır İnce Mehmed'e.Kahraman olur özelikle Kalaycı'nın zulmüne uğrayan Vayvay köyünün kahramanı.

    <<Abdi Ağayla Ali Safa Beyin isteği üzerine Kalaycı'nın İnce
    Memede kancıkçasına pusu kurduğu, İnce Memedin bu pusudan burnu kanamadan kurtulduğu, üstelik de Kalaycıyı yaralayarak, iki arkadaşını vurduğu, Kadirliden Kozana, Ceyhandan
    Adanaya, Osmaniyeye kadar bütün Çukurovada duyuldu.
    Çokurovada, Toroslarda İnce Memedin macerası büyütülerek dilden dile dolaşıyordu. Herkes İnce Memed'den yanaydı. Dağlar halkı, yayılan macerasından dolayı İnce Memedi bütün
    düşmaniarına karşı, her tehlikeyi göze alarak koruyabilirdi.
    Ama ne pahasına olursa olsun.[s344]>>

    ***
    Vayvay köyünün ileri gelenlerinden Koca Osman köyden para toplayıp İnce Mehmed'i görmeye gider. Durmuş Ali'yi bulur. Durmuş Ali'de onu Topal Ali ile İnce Mehmed'e götürür. Ve tanışır kendisi ile "Şahinim, Şahinim "der durur.

    Bu arada çeteye Sefil Ali de katılmıştır. Kendisi ayrıca çok iyi saz çalıp türkü çığırır.

    <<Bu sırada tüfeğini çaprazlama boynuna takmış, sallanarak Sefil Ali içeri girdi. Doğru saza gitti. Duvardan aldı. Olduğu yere oturup saza düzen vermeye başladı. Birden bir türkü tutturdu. Kalın gür bir sesi vardı. Ses, Sefil Aliden çıkmıyor gibiydi. Türkü bin yıl öteden geliyor ... Uzaktan dağlardan, Çukurovadan, denizden geliyor. Denizin tuzu, çarnın sakızı, yarpuzun kokusu bulaşmış. Öyle bir türkü. "Gel benim derdime," diyor, "bir derman eyle. Alemler derdine derman
    olansın."
    Bir an duruyor, bu sefer saz büyüyor. Sazı tekrar ediyor:
    "Derman olansın." Sonra gene başlıyor Sefil Ali:

    *Her nere baktıysam yarimi gördüm.

    Elleri duruyor. Sazın üstüne yumulmuştur. Uyumuş kalmış gibi. Birden başını kaldırıyor. Eli sazın üstünde uçuyor.

    *Dağlar taşlar uçan kuşlar.

    Bir fırtına gibi çalıyor, söylüyor.

    *Adımı dersen de Sefil Aliyim
    Bir gün akıllıysam yüz gün deliyim
    Üstü köpüklenmiş bahar seliyim
    Başı pare karlı dağdan gelirim.[s355-356]>>
    ***

    Devamı var...