Kritik durumlarda kisinin sahip oldugu meziyetlerini anlatmasinda bir sakinca yoktur. Hatta durumuna göre söylenmesi şart bile olabilir.
"Tahdis-i nimet" makaminda yani Allah'in kendisine nasip ettiği ihsanı ve nimetleri dile getirip söyleyebilir. Nitekim hadisin de beyan ettigi gibi:
"Kişinin Allah' in kendisine verdiği nimetleri dile getirmesi şükürdür. Anlatmayı terk etmesi ise nankörlüktür.(Ahmed, Müsned:19369)
Ciddiyet gerektiren bu gibi meselelerde mütevazilik yapılmaz.
Önemli bir durumda "Estağfirullah efendim, ne haddimize! Biz ne anlariz?" gibi sözlerle yapmacık tavırlar, gereksiz nezaketten başka bir şey degildir. Kibir ne kadar kötü ise yersiz mütevazilik de bir o kadar kötüdür.
Bereket, "Allah'im! Ümmetimden evinden erken çıkıp işe başlayanın işine bereket kat.(Darimi,Siyer:17) hadisini rehber edinerek sabah namazi sonrası hayata başlayıp erkenden işinin başında olmaktır.
"Kuvvetli Mü'min, Allah'a göre zayıf Mü'min'den daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster ve bu konuda Allah'tan yardım dile, çaresizliğe düşme.
'Ayrıca bir musibet başına gelirse: "Keşke şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi!" deme. "Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!" de! Zira "keşke" kelimesi şeytana fırsat verir.(Müslim, Kader:34)
Davetçi bir Müslümanın da insanlara tepeden bakan bir dille değil içlerinden biri olarak konuşması gerekir. İçten söylenen bu sözlerle muhabbet edip dinini anlatmasi, muhatabın daveti ciddiye almasi açısından yerinde bir davranıştır.