Bir toplumun ana dinamiklerinden olan utanma duygusu pörsümüşse artık o toplumda kendini dizginleyecek hiçbir şey kalmamıştır. Bu nedenle bütün Peygamberlerin ortak çağrısı, daima bu utanma duygusunu harekete geçirmek olmustur
Kendini bırakıp baskalarının kusurlarıyla uğraşmakla ilgili Rasûlullah salallahu aleyhi ve sellem söyle buyurmaktadir:
"Şu üç haslet kişiye ayıp olarak yeter:
Kendisi de yapmasına rağmen başkalarının ayıp ve kusurlarını görmek, kendisine bakmayıp baskalarının utanç verici halinden rahatsız olmak, oturup kalktığı kimselere sıkıntı vermek. "(Kenzul Ummal:15/1369)
"Allah şu yedi sınıf insanı hiçbir gölgenin bulunmadigi kıyamet gününde, arşının gölgesinde gölgelendirecektir:
1. Adil idareci,
2. Allah'a ibadet eden genç,
3. Gönlü camiye bağlı olan kişi,
4. Allah için birbirlerini seven, bu sevgi üzere bir araya gelen ve ayrılan iki kişi,
5. Hiç kimsenin bulunmadigi yerde Allah'ı anıp gözleri yaşla dolan kişi,
6. Güzel ve makam-mevki sahibi bir kadın kendisini harama davet ettiğinde "Ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." diye reddeden kişi,
7. Sap elinin verdigini, sol eli bilmeyecek sekilde sadakayı gizli veren kişi.”(Tirmizi,Büyu’:67)
İlimsiz hikmet, temelsiz bir binaya; hikmetsiz ilim ise hedefini bulamayan oka benzer. ilim ve hüküm/hâkimiyet yan yana gelirse maksada ulasir. Hakimiyet, ilim ve hikmetten uzaklaşırsa zorbalığa dönüsür.
İnsanların hayati ve olayları para üzerinden degerlendirdikleri bir dönem hakkında Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve sellemin şu tavsiyesi bizim hayatımıza da yön vermektedir:
"İnsanların altın ve gümüş toplamak için yarıştıklarını görünce şöyle dua edin:
Allah' im! Senden dinde sabit kalmayı istiyorum,
Doğru yolda kararlı olmayı istiyorum,
Nimetine şükretmeyi, belaya sabretmeyi, sana güzelce ibadet etmeyi ve kadere razı olmayı istiyorum.
Allah'im! Senden şirke bulaşmamış ve yozlaşmamış bir kalp, dogruyu haykıran bir dil istiyorum.
Bildiklerimin hayrını Sen'den istiyorum, şerrinden de Sana siğiniyorum. Bildigim günahlarım için Sen'den bağışlanma diliyorum. "(Taberani, Mu’cemul Kebir:1172)