“Krizlerim boyunca bir düşünce , tek bir düşünce kemirir içimi: arzularımdan, rüyalarımdan ve korkularımdan, beni bu yerküreye bağlayan her şeyden kurtulmak.. “Tekrar soluklanmak zorunda kaldı: "Krizlerimin en güçlü anında bir türlü aşamadığım bir demir çekirdeğe çarpıyorum: Benim bu. On saniyeliğine olduğun kişi olmamak, sonra, tekrar doğmak, kurtulmuş bir şekilde! Sonunda ölümün bir zorunluluk olmadığımı, sizi ezmediğini anlamak. Sürekli göğsümün üzerine peşpeşe yığılan gecelerin ağırlığını hissediyor, korkuyorum. Bu bin yılık örtüler altında ağzım aralanıyor. Boğuluyorum, kabullenemiyorum, belki çıkarırlar diye gözlerimi kapamıyorum! Toprak altında ellerim, ağzım ve alnım yok olacak m? Ve kalbimin deli gibi atışı bir anda duracak, değil mi? Hayır, ben çıkış kapısını, yani ölümü ıskalayacağım. Birbiri peşisıra gerçekleşen ölümlerimden hep daha yaşlanmış olarak uyanacağım. Bazen oyuncaklarım sayesinde bu saplantıdan kurtulduğumu sanıyorum: Onu ehlileştiriyor, gülünç hale getiriyorum. işte, o kadar uysak ki, insanı güldürüyor. Hayır, ölüm ne büyük ne de arzu edilebilir bir şey... Son parlak düşüncelerimizi de kaçırıp bizi hayvanlaştıran bir korkuluk o. Kişi bir dakika sona var olmayacağın bile bile ne diye cesaret gösterisinde bulunsun? Hava atmak için mi, Carteras? Ölüm döşeğindeki meşhur adamlarn yüzüne giydirilen azametten nefret ediyorum. Tanrım, diğerleri, ya digerleri ? Onlar nasıl yapıyor? Gırtlaklarından içeri dolan o kara zifti kabul mu ediyorlar? Oysa aralarında korkak olanlar vardı, benden bin kat daha çok korkan adamlar! Cesaret ister bu iş cesaret... Ölümün bizim rızamız olmadan gerçekleşebileceği fikrini kabullenemiyorum.