Modern teknolojilerin -BT taramaları, anjiyografi, elektron mikroskobu- bolluğuna rağmen hastalara nasıl yaklaşacağını öğrenmek sanki tıbbi bir esnaf locasında çömez olmak gibiydi.
İnternlüğüm ve asistanlığım süresince etkin tedaviye direnç gösteren, umutsuzluk nedeniyle geleceklerini ipotek altına aldıran Esther gibi hastalar benim için hep anlaşılmaz kaldılar. Ekip vizitleri süresince bu tür vakaları "dik kafalı" ve "uyumsuz" gibi yanlış tanımlayan terimlerle kılıfına uyduruyorduk bu yaftalamalar bu haftalardan daha da uzaklaşmamıza neden oluyordu.
Yaftalamalar omuzlarımızdaki sorumluluğu hastaları yüklemekte ve sadece bu hastaları sarmış olan çaresizlik duygularını daha da pekiştirmekteydi.
Hastalar ilaçlarını almayabiliyor ya da röntgen çekimi için gelmeyebiliyorlardı. Kliniğe tekrar geldiklerinde talimatlarımı tekrarlıyor ve tedavinin veya girişimin gerekliliğini vurguluyordum ama gözlerinin ferinin olmadığını, yüzlerinde soğuk bir kayıtsızlık olduğunu da görebiliyordum. Ancak benim zamanım kasıtlıydı ve kendime de itiraf etmeliyim ki neden bu kadar çaresiz göründüklerini ve daha sağlıklı olmak için gerekli adımları neden atmadıklarını derinlemesine araştırmak için de motivasyonum oldukça azdı.