• Kitabını okuyamadığım bir çizgi roman. Dorian Gray'in portresini okumaya başladığımda ne ile karşılaşacağımı pek tahmin edememiştim ama okumaya başladıkça ve olaylar ilerledikçe iyi ki okumuşum dediğim eserler arasında yerini aldı. Bu kadar keyifle ve merakla okuyacağımı aklımın ucundan geçirmezdim. İnanlımaz derecede kendisine bağlıyor ve merak içinde bıraktırıyor. İnşallah bir romanını da okurum da ondan da daha büyük keyif alırım.
  • Bu dava Şubat 2006'da patlayıverdi; komedi ve trajedinin sınırlarında çılgınca yön değiştiren, komik bir olaydı. Bir Danimarka gazetesi Jyllands-Posten, Hz.Muhammedi tasvir eden on iki adet karikatürü yayınladı. Sonraki üç ay zarfında, Danimarka'ya sığınmalarına izin verilmiş iki imam önderliğinde, Danimarka'da yaşayan Müslümanlardan oluşan küçük bir grup, Islam Dünyasını baştan başa saracak bir öfkeyi özenle ve sistemlice besledi. 2005 sonunda sürgünde yaşam süren bu kötü niyetliler, yanlarına bir dosya alarak Danimarka'dan Mısır'a seyahat ettiler. Ardından dosya burada kopyalandı ve başta Endonezya olmak üzere tüm Islam ülkelerine dağıtıldı. Dosyanın içeriğinde Danimarka'daki muslümanların maruz kaldığı sözümona eziyet hakkında temelsiz iddialar vardı ve Jyllands-Posten'in devlet yönetimindeki bir gazete olduğu iftirasi da bu dosyada yer almıştı. Dosyada ayrıca kritik nitelikli on iki karikatür ve imamların kaynağını açıklamadan ekledikleri, ancak Danimarka ile kesinlikle hiç ilgisi olmayan üç ilave resim bulunuyordu. Orjinal on iki karikatürün aksine, bu üç ekleme resim gerçekten hakaret boyutundaydı. Bu üç resimde bilhassa zarar verici olanı bir karikatür değildi ve bu resim, lastikli sahte bir domuz burnu takan sakallı bir adamın fotoğrafıydı. Daha sonra bu fotoğrafın Fransa'daki bir köy panayırının her sene düzenlediği domuz çığlığı yarısmasina katılan bir Fransız vatandaşın fotoğrafı olduğu ortaya çıktı. Fotoğrafın ne Muhammed peygamber, ne İslam ne de Danimarka ile bir bağlantısı yoktu. Ancak müslüman eylemcilerin Kahire'ye yaptıkları zararlı ve coşkulu yürüyüşleri bu üç bağlantıyı protesto ediyordu... ve tahmin edilebilir sonuçlar hayat buldu. Pakistan ve Endonezya'daki göstericiler Danimarka bayraklarını yaktılar ve Danimarka hükümetinin ozür dilemesi adına isterik taleplerde bulunuldu.( Ne için özür dilenecekti? Karikatürleri onlar çizmedi veya yayınlamadı. Danimarkalılar tam anlamıyla özgür bir basının bulunduğu bir ülkede yaşarlar ki bu, çoğu islami ülkedeki halkın anlamakta zorluk çekeceği bir şeydir .) Elçilik ve konsolosluklar kınandı, Danimarka ürünleri boykot edildi, Danimarkalilar ve müslüman olmayanlar fiziksel tehditlere maruz kaldılar; Pakistandaki Hristiyan kiliseleri, Danimarka ve Avrupa ile hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen yakıldı. Libyalı isyancılar saldırısinda 9 kişi öldü ve Bengazi'deki İtalyan konsolosluğu yandı.

    Nijerya'da Danimarkayı kınayan Müslüman protestocular, birkaç Siyah Nijeryalılara ait Hristiyan kiliselerini ateşe verdiler ve Hristiyanlara saldırıp öldürmek için pala kullandılar. Bir Hristiyan zorla araba lastiginin içine tıkıldı, benzinle ıslatılıp tutuşturuldu. Pankartlarında, İslama hakaret edenleri katledin, islama alay edenleri doğrayın, Avrupa bunun bedelini ödeyeceksin, yıkım başlamak üzere ve görünüşe göre ironisiz olarak; İslam vahşi bir dindir diyenlerin kafasını kesin gibi yazılar yazmaktaydı.
  • Orhan Pamuk'un en çok satan, 60 dile çevrilen kitabı diye büyük bir merakla başladım okumaya, Ama benim tahmin ettiğim gibi bir kurgu, akıcılık yoktu. Kitabın başında işlenen cinayetin failinin merakı harici bir sürükleyicilik bulamadım.
  • İrenenin içindeki sarkaçda sallanmaya başladıgı anda sonu tahmin edilebilir olsa da psikolojik tahlillerin ve betimlemeninn üstadı zweig içimizdeki korku tohumunun nasıl filizlenipde kaos yarattıgını sadeliğiyle okuyuca tam olarak gecirebiliyor.
  • Yani giriş-gelişme çok çok iyiydi. Ama sonuç hayal kırıklığıydı benim için. Sürekli bi neden mantıklı açıklama aradım tahmin yürüttüm ama fos çıktı sonu. Böyle romanları sevmiyorum. Sonu iyi olmali bence gerilim kitaplarının.
  • Üçüncü kitap da bir çırpıda bitiverdi. Yine Rothfuss'a yazdığım sözümü tutamadım; ikinci kitaba başladığım halde bir türlü devam edemiyorum. Bu, Bilge Adamın Korkusu'na başladıktan sonra bitirdiğim üçüncü kitap oldu. (İki Scalzi ve bir Stephen King romanı, okumasam olmazdı. Bir etken de 1200 sayfanın gözümü korkutması olabilir mi, acaba?)
    Scalzi'nin olayını herkes biliyordur, artık. Bu adamın kitabına başladığınızda elinizden bırakamıyorsunuz.
    Son Koloni diğer ikisinden daha farklıydı, bence. Ilk iki kitapta sanki hareket, macera ya da çekici teknolojiler merak uyandırıyor sanki bir süper kahraman çizgi romanı gibi, sonu belli bir hikaye okuyor ama yine de maceraya takılıp gidiyordunuz. Burada ise hikaye bir satranç oyunu gibi daha çok taktik üzerine kuruluydu. Üstelik belirsizlik ve taktik savaşları son sayfaya kadar devam ediyordu. Kahramanlarımız hayatta kalacak mı, koloni kurtulacak mı, kimden yardım gelecek, Meclis ne yapacak, Koloni Birliği ne diyecek...çok daha geniş bir olay örgüsü, gezegen hatta galaksi çapında savaşlar; artık Scalzi evrenini o kadar derinleştirdi ki ilk kitap için söylendiği gibi sadece Yıldız Gemisi Askerleri'nin 2000'li yıllarda yazılmış versiyonu olmaktan çok daha ileri taşımış oldu.
    Scalzi'nin diyalog ağırlıklı, fazla betimleme kullanmayan bir yazar olduğunu biliyoruz. Kitabın hızla okunmasını sağladığı için bu benim de sevdiğim bir özelliği. Ama iki yabancı ırkın karşılaştığı bölümde bu ırkların fiziksel özellikleriyle ilgili olarak sadece bir cümlede "patilerini kaldırdı" demesi biraz aşırı olmuştu. Bu "uzaylılar" kimdir, necidir, ne yer içerler, nasıl görünürler, haklarında hiçbir şey bilmezken bir anda koskoca bölümü kaplayınca olayı gözümde canlandıramaz hale geldim ve "sadece patileri olan bir uzaylı işte canım" deyip geçmek zorunda kaldım. En azından ne olduğunu tahmin bile edemediğimiz şeyler hakkında biraz daha açıklayıcı olalım, John, lütfen!
    Böylelikle üçlemenin sonuna geldik. 4.kitap Zoe'nin Hikayesi ve İmparatorluk serisi bizi bekler.
  • -Demek dört ay dayanabildin.Peki,şimdi ne yapıyorsun?Üç gündür bir türlü işini sormadım.
    Tahmin de edemiyorum...
    -"Edemezsin.Çünkü aylakım ben."