Bir sömürge toplumunda Batı tıbbı kendi toprağında taşıdığı anlamdan çok farklı bir anlama bürünür. Önceliği ağrıyı dindirmek gibi görünse de, kendisi sömürgeci yağmanın bir parçasıdır.
İslam, sadece kitap-kaynaklı bir dogma olmanın ötesinde, Kur'an ve Peygamber geleneğinin üzerine inşa edilen, bu kaynakları merkez ittihaz etmekle birlikte, bunlardan beslenerek gelişip serpilen bir kültür ve medeniyettir. Dini ve dini olmayan arasında ayrım yapmadığı gibi, kamu hayatını da özel hayattan ayrı tutmaz. Bu itibarla, insan bedenine de, tüm diğer şeylere baktığı gibi, dini bir zaviyeden bakar. Hiçbir şey din-dışı veya dinin kayıtsız kaldığına bir mefhum olarak görülmez. İnsan hali de dahil, bütün tabiat fenomenlerini doğal olarak kabul eder. (Winter 1995)
Aklın, bilme melekesinin tahtı kalptir; beyin değil. Kalp sadece bilme melekesi değil, aynı zamanda bütün ahlaki saiklerin, kötü arzular ve içgüdülerle bunlardan kurtulma mücadelesinin ilahi öğretiye dikkat kesilmesinin de tahtıdır. (Shafii 1988)