Zilleti göze almakladır ki, aşık kimliğini bulur.
Kurulu düzeni feda edip zillete duçar olmak aşk arayışının sahiciliğini gösterir bize. İlahi aşk da bu manada örtülerin kaldırılması demektir. Yeni bir dünya, yeni bir kavrayış eskisi yok olmadan gerçekleşemeyecekleri zira.
Aşk bu dünyaya tutmamızı sağlayan emniyet bağlarından varlığımızı kurtarır ve bizi bir yolculuğa çıkarır. Kavuşma, metafizik bir perspektiften bakıldığında o yolculuğun sonlanması anlamına geleceğinden, bir bitiş ve biri ölüm tadı verecektir yolcuya. Aşk kimi zamanında zillettir.
Muhatabımın cazibesini belirleyen şey, benim arzumun keskinliğidir. Arzumun, belki de ihtiyacımın. Senin caziben benim sevmek ve sevilmek yönünde duyduğum o güçlü istekten kaynaklanıyor olabilir. Yani ruhçözümünün komplo teorisine göre, beni cezbeden sen değilsin, seni cazip kılan benim.
"Seviyorum, ama tahammül edemiyorum!" sözün nevrotik bir sevgi ihtiyacı saklıdır. "Seviyorum ve bu yüzden de sevilmeyi hak ediyorum!" der bize bu söz. "Ama bu durumun getirebileceği sorumluluğu kabul etmiyorum." Bu sevgi ilişkisi benim ruhsal ihtiyaçlarımı doyursun, ama ben onun için fedakarlığa katlanmak zorunda olmayayım. Bu düşüncenin doğasında faydacılık var ve modern zamanlara ait bu "aşk söylemi", çağımız insanının birçok tedirginliğini de içinde barındırıyor: Bireyciliğin öne çıkışıyla beraber insan ilişkilerinde sığlaşma, adanmışlıktan kaçış, kendi egosunu her şeyin ve herkesin önüne alma, yoğun bir sevilme isteği duyulmasına karşın aşkın gerekliliği karşılıklı sorumluluk hissinden ürkme.