Tamara BORSA

Tamara BORSA
@tamaraaborsaa
İnsan, hayat-ı beşeriyetin nihayetsiz yolları üzerinde, ekseriyetle saadet-i hayâlin uzak ufuklarında kaybolur. Zanneder ki gönlün aradığı o sükûn-ı ebedî, ancak bütün arzuların nihayet bulduğu bir menzil-i baîdde kendisini beklemektedir. Hâlbuki ruhun en mahrem köşelerinde saklanan bazı saadetler vardır ki, bir vuslat ânından ziyade, o vuslata doğru sürüklenen kalbin ince intizarında zuhur eder. Çünkü ümit, insanın karanlık gecelerine serpilmiş nûr-ı seher gibidir; henüz gelmemiş günlerin vaadini taşıyan sessiz bir tesellidir. Bazen bir hatıra-i latîfenin gölgesinde, bazen bir tebessüm-i manidarın bıraktığı derinlikte, yahut yalnızca varlığını bilmenin kâfi geldiği bir kişi… Bazen de ismi konulamayan bir hiss-i muhabbetin sessiz akislerinde yaşar. Öyle duygular vardır ki tarif edilmeye çalışıldıkça solgunlaşır; ancak kalbin derinliklerinde yaşandığı vakit hakikatini bulur. Belki de mesutiyet, hayat yolunun sonunda bekleyen kusursuz bir saadet değildir. Belki mesutiyet; meçhul yarınların karanlığına rağmen gönülde muhafaza edilen o ince ümit, o nazlı bekleyiş ve ruhu yarına bağlayan o görünmez bağdır. Zira insan bazen vardığı yerde değil; yol boyunca büyüttüğü hayallerin, sakladığı hislerin ve kaybetmediği ümidin içinde tamamlanır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir bayrama daha uyanacağız birkaç saate nasip olursa. Bizim evde eskidenki bayramlar hatrıma geldi. Bu saatlerde evde bayramın son hazırlıklarını yapılıyor olurdu. Gece babam ve amcamlar mezarlık ziyaretlerinde olurdu, akabinde sabah ve bayram namazları en nihayet kardeşleri ile bizim evde haluj ile bayram kahvaltısı yapmaca. Bu yıl 14 senenin sonunda baba bey memlekette kutlayacak bayramı. Ve kaç yılın ardından bizim evin bu ritüellerini gerçekleştirecek muhtemelen. Ben de dedim ki haluj açayım. Ama şansım ilk defa yaver gitmedi hamur konusunda. Vardır bunda da bir hayır deyiverdim kendime. Oldum olası hiç sevmem bayramları. Garip bir ruh hâline bürünürüm her bayram öncesi. Herkesin o bayram heyecanı, neşesi, arife günü telaşı, tatlı yetiştirme derdi vs olmaz mesela bende. Sabah uyanıp köye gidip aile büyükleri ile hasbihal yok. Herkes el öpmeye gidiyor, telaşlar var herkesin gözünde. Ama şeyi seviyorum. Sokaklar çok kalabalık mesela. Herkesin kendince koşturmacası var. Çocuğuna bayramlık alan anne, evine ilk defa ikramlık alan yeni gelin, çocuğunun torunun en sevdiği yemeği yetiştirme derdinde olan büyükanne, giyeceği kıyafetleri hayal eden minik çocuk... " Acaba orada olsaydık nasıl olacaktı bayramlar?" her arife günü bunu düşünmeden edemiyorum mesela... E ben de kendimce bir elin parmaklarını geçmeyen sevdiklerimin bayramını kutladım oturdum. Sizlere de hayırlı şekerli bayramlarr.
BİR İNKİSÂR MESELESİ
Ufkun solgun sükûtu altında dalgalar, bugün alışılmış dinginliğinden sıyrılmış; meçhul bir ıztırabın tesiriyle kıyılara doğru azgın ve mütereddit hamlelerle yürüyordu. Her köpüren çırpınış, insan ruhunun derinliklerinde saklı kalan ihtirasların; her geri çekiliş ise kelimelere sığdırılamamış hicranların silik fakat yakıcı akisiydi. Zira kalp de deniz gibi, sükûtunun en koyu yerinde taşkın bir fırtına barındırır ve en sakin göründüğü anda bile yıkıcı bir tehevvürle kabarır. Dalgalar kayalara çarptıkça inkisâr ediyor, her parçalanıştan sonra daha yorgun fakat daha inatçı bir dönüşle yeniden var oluyordu; tıpkı incindikçe içine kapanan, fakat sustukça daha derin yaralarla dolan insan duyguları gibi… Ve deniz, bu bitmeyen feveranıyla, beşerî ruhun karmaşasını, kelimelere ihtiyaç duymadan, sessiz fakat merhametsiz bir lisanla ifşa ediyordu.
"Bir beyaz lerze bir dumanlı uçuş/ eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar/ Geçen eyyamı nev-baharı arar." der Cenap Şahabettin şiirin birinde karı ve kış mevsimini tasvir ederken. Hiç sual olundu mu acaba "geçen eyyam" aranmak istiyor mu diye yahut zatımız aramak ister mi? Bence istemez. Geçmiştir çünkü mazinin tozlu sayfalarına karışmıştır ve döndürülmesinin mümkünatı yoktur. Ha hasret olur elbet ama hüsranla bakî kalmakla mükelleftir. Çünkü bitmiştir, çünkü sondur o. Bir de karın tabiati örtmesi muhabbeti var. Bütün kusurları gizliyormuşçasına derler hatta. Bir nevi hakikati örtmek misali. Muhayyilede yaşamak, hakikatten kopuş ve itminan duygusunu da alır beraberinde. Ağaçlarsa gerçek şahittirler yaşananlara. Kökleriyle karın hatta toprağın altındaki hakikatlerden güç alarak o zemheride sapasağlam durmada muvaffak olmuştur. Ha yapraklarını dökmüş, güzelliğini yitirmiş gibi düşünülüyor, cılız dalları ve çıplak görüntüsüyle acîzmiş gibi bir mazharı var fakat gerçek şudur ki: Şahittir hakikate, yenilenmenin peşindedir, geçen eyyamın yükünü atmaktadır ki yenilenme ona tazelik getirsin ve yeniden daha güçlü ihya olsun. Ne mutlu ağaç gibi olabilenlere...