• gözyaşları bir sırdır
    gülümseme bir sır
    ve bir sırdır aşk.

    aşkımın gülümsemesiydi
    gözyaşları, o gecenin.

    öykü değilim anlatasın,
    nağme değilim söyleyesin,
    ses değilim işitesin
    değilim öyle bir şey
    ki göresin
    ki bilesin

    ortak bir acıyım ben
    haykırsın beni, sesin.

    ağaç ormanla konuşuyor
    ot ovayla
    yıldız kâinatla
    ve ben
    seninle konuşuyorum

    adını söyle bana
    elini ver bana
    lafını söyle bana
    kalbini ver bana

    ben köklerini anladım senin
    senin dudaklarınla konuştum tüm dudaklara
    tanıdık ellerimle ellerin.

    aydınlık tenhalarda seninle ağladım
    yaşayanlar için
    karanlık mezarlıklarda seninle söyledim
    en güzel şarkıları
    çünkü bu yılın ölüleri
    en aşık yaşayanlardı.

    ellerini ver bana
    tanıdık ellerimle ellerin
    ey, geç bulunmuş!
    seninle konuşuyorum
    bulutun tufanla
    otun ovayla
    yağmurun denizle
    kuşun baharla
    ağacın ormanla konuştuğu gibi

    köklerini anladım senin, çünkü
    çünkü
    tanıdık sesimle sesin...

    Ahmed şamlu
  • 103 syf.
    ·Puan vermedi
    Okunmalı. Tanıdık isimler, bilinmedik hikayeler. Aslanlı yol'dan yürüyenlere kayboldukları anlarda ışık olabilecek bir eser.
    Sunay Akın kaleminize sağlık.
  • 176 syf.
    ·10/10
    Altını çizdiğim cümlelerden, işaretleyip not aldığım sayfalardan dolayı ilkokul defterine dönüştürdüğüm, baş ucu kitabım olan Yeraltından Notlar için bir inceleme yazmaya çalışacağım (oldukça zor). Dostoyevski' nin okuduğum tüm kitaplarında karşıma çıkan, diğer insanlardan kendini soyutlamış, gerçekçilik peşinde koştuğu için ve buna hayattaki her şeyden daha çok önem verdiği için biraz da onlardan tiksinti duyan tanıdık karakterine bu kitabında da rastladım, çok da memnun oldum. Zira bu gerçekçiliği bu kadar çarpıcı ve paradoksların içinde bize gösterebilen yegane yazar o. İki kısımdan oluşan kitabın birinci kısmında neden kendini soyutlayıp, toplumun kalanından kendini farklı gördüğünü açıklamaya çalışıyor ve bunun üzerinden ''evet aslında siz de böylesiniz'' demek istiyor, farkı ise cesaretinde ve inatçılığında vurguluyor. İkinci kısımda duygu karmaşaları içinde savrulan, kendi ruhunu taşıyamayacak, hasta olacak kadar ağırlaştırmış kahramanımızın başına gelenleri okuyoruz. Yazara göre bir ömür peşinde koştuğumuz, arzuladığımız isteklerimizi gerçekleştirip, iplerimizden kurtulduğumuz an tekrar o eski, bağlı hayatımıza dönmek için can atacağız. Salt kendimiz gibi olmanın aslında bir yük, ağırlık yarattığını bu yüzden sahte hayatlarımızı kaprislerimizle sürdürüp gitmenin anlamsızlığını vuruyor yüzümüze, ne güzel yapıyor.
  • 282 syf.
    ·51 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Öncelikle girişte şunu söylemeliyim ki, en sevdiğim romanlar içerisinde çok başlarda olan bu kitaba masa başına geçip inceleme yazabilme cesaretini ancak ikinci okumamda gösterebildim. Eğer bu satırları okuyorsanız bitirecek kadar cesaret de göstermişim demektir, bu beni mutlu eder.
‘Çocukluğum’ bir otobiyografi. Dolayısıyla sizi nostalji istilasına uğratabilecek bir yapıda. Fakat Gorki bu konuda fazla yetenekli. Öyle ki aktif üslubu ile sizi çok eskilere götürürken o nostaljinin içinde kaybolmamanın yolunu da bulduruyor. Benim için ise bu kitabı önemli kılan iki unsur var. Birincisi öznel bir sebep olan, yaşam örüntüsünde kendi örüntümle kurduğum bağlar ve bu örüntünün daha önce hiç bu kadar saf, duru ve içtenlikle aktarılmasına şahit olmamış olmam –kendimde bile- . Dolayısıyla her okuduğumda sanki o değil de ben ninemin herkesten gizli o dostane tanrısını görmüş, sanki yıllar geri akmış da ninemle bir cam kenarında dışarıyı izlemek için oturup babamı dinlemiş oldum. Sanki ninem üstümü bir kere daha örtebildi bu kitabı okudukça. Bu öznel sebebin verdiği huzuru değil bir kitap, başka hiçbir şeyde bulamamak bu kitabı daha çok okuyacağımın en büyük göstergesi benim için. Dolayısıyla örüntüsü tanıdık gelenler için bir bağ yaratma tehlikesi taşıdığını en başından belirtmek isterim. İkinci unsur ise başlı başına Gorki. Kitaplardaki üslubunun yanında insanı meraka sevk eden bir bilgisi ve donanımı var Gorki’nin ki bunu diğer kitaplarında daha rahat yansıtmış olsa da bu otobiyografide de görmemiz mümkün. Feodaliteden hala tam kopulamamış bir dönemde doğan Gorki, bir bey soyundan olmadan yaşamanın nasıl getirileri olduğunu bu kitapta çok saf bir şekilde gösteriyor. Bu yüzden benim için dönemsel, dönemini yansıtan bir kitap olma mahiyetini de içinde barındırmış oldu. Daha fazlası için ise bu kitabı okumanız gerekiyor çünkü galiba bu sefer anlatılarak değil yalnızca okunarak anlaşılması mümkün olan bir kitapla karşı karşıyayız, dolayısıyla herkeste yaratacağı his de farklı olacaktır.. O hisleri bulmak ve hissetmek için çok doğru bir kitap. Benim gibi birincisinde takılı kalıp defalarca okumak gibi bir durumla baş başa kalmazsanız devamı olan “Ekmeğimi Kazanırken” ve “Benim Üniversitelerim” kitaplarına da geçmek bu üçlemeyi tamamlayıp taşları yerine oturtmanızı sağlayacaktır. Tüm bunlar doğrultusunda hepinize iyi okumalar bana da ileri adımlar diliyorum :))
  • Bazen, özellikle geceleri otururken aniden kendimi, odamı, adımı yadırgıyorum. Bir yabancılık, adeta tamamı ile hikaye okur gibi bir his duyuyorum ama okuyanı tanımıyorum. Kapıya, eşyalara...bakıyorum; Hepsi tanıdık ama başka bir şeyin dekoru gibi geliyor, adımı tekrarlayıp duruyorum ve sanki kendimi her şey bitmiş de kendi geçici kimliği, geçici mekanı, güdük eşyaları ile hükmü bekler buluyorum. O zaman kendime baktığımda bomboş bir uzantı, evet, kendimi önümde uzanmış bir boşluk olarak görüyorum. Ve hem bu bitişten sanki memnun ama bitenin ne olduğunu dahi sezemeyecek kadar silik ve kimliksiz görüyorum.
  • 112 syf.
    ·Beğendi·9/10
    insan niçin yaşar diye sorsak hemen hemen herkesin cevabı birbirine yakındır. İnsan ailesi, anne-babası, eşi, çocukları için yaşar. Daha iyi bir gelecek, daha parlak bir kariyer için yaşar. Hayatta uğruna mücadele verdiği değerleri için savaşıp mağlup olmamak için yaşar. Kimi Allah' a ibadet edip, cennetine mazhar olmak için yaşar. Kimi de onuru, gururu, belki de vatanını korumak için yaşar. " Yaşamak dediğimiz nedir? Sana göre, bana göre? "Göresi" var bu işin." Göresi varsa peki, insan neyle yaşar? Bu soruyu yıllar önce, 19. yy' da pek tanıdık bir isim, kalem erbabı sormuştu. Bugün, 21. yy' da bide biz soralım kendimize. İnsan Neyle Yaşar?


    İnsan hep daha fazlasıyla, doymak bilmeyen bir nefisle yaşar. Bir evi olsun ister, evi olunca çok daha gösterişlisini, lüksünü ister. Para ister, sahip olunca daha da fazlasını ister. Hani 50 kuruşunu kaybeden bir çocuk vardı, yolda ağlıyordu. Çocuğun ağladığını gören amca " Neyin var evlat, neden ağlıyorsun?" diye sormuş, çocukta "50 kuruşum vardı, kayboldu" demişti. Adam çıkarıp vermişti de çocuk bu defa daha çok ağlamaya başlamıştı. " Şimdi niye ağlıyorsun? " diye sorunca, " 50 kuruşumu kaybetmemiş olsam, bununla birlikte 100 kuruşum olacaktı." diye cevap vermişti. İnsan budur işte, doymak bilmez, azla yetinmez, hep daha fazlasını ister. Bu soruyu tanıdığım birçok insana sordum. Neyle yaşacaklar, tabiki parayla. Bu devirde paran olmadan tuvalete bile gidemiyorsun, adam yerine konmuyorsun, paran olmadan hiçsin cevabını aldım. Sonuç olarak insan parayla, mal mülke yaşar, kanaatine vardım. Ama Tolstoy hayır arkadaş para sevdiklerin olmadıktan sonra seni mutlu etmez, insan asıl sevgiyle yaşar diyor. Sevgi diyor, iyi gelelim birbirimize diyor. Evet, para ile, servet ile yaşar insan sanırız ama asıl olan, insanı yaşatan sevgidir, iyiliktir Tolstoy' a göre. Bu kitapla ahlaki değerleri, sevgiyi, yaşama amacını, erdemi sorgulatıyor, dersler veriyor bize de yazar.


    Ona göre; insan ahlakla, sevgi, dürüstlük gibi erdemlerle yaşar. İnsan severek, sevilerek, sevgi umarak yaşar hep. Annesinin kendisini sevmediğini düşünen çocuk annesinin sevgisi, aşık olan biri maşuğunun aşkı için ağlar, bu sevgiyi kaybetmemek için yaşar. Ve Tolstoy' a göre sevgi sadece insana karşı değil bütün varlığa ve varlığı var edene de olmalı. İnsan hep bir umutla yaşar. Bir iş bulma umudu olur bu bazen, bazen birini sevme, sevilme onunla mutlu olabilme umudu olur ya. Sevgiyle, umutla, huzurla, anne-baba,eş, ahbapla yaşıyor insan. İnsan bir hal çaresi, yolu bulunur diyerek yaşar. Sıkma canını, hallederiz ya diyerek, değer verdiği insanın yanında olarak, birlikte yokluğun çaresini arayıp şükrederek, kanaatle yaşar. Hayallerine ulaşmak için çıktığı engebeli, zor yolda, takati kesilince yol üstünde içtiği bir su ve bir nefes molayla yaşar. Bakışlarla yaşar insan. Kucağına aldığı bebeğe merhametle bakarken, otobüste yerini verdiği yaşlı amcanın yüzündeki mutlulukla mutlu olurken, eski bir dost yüzünü özlemle seyrederken, bir baba, korkmasına rağmen dürüstlüğü bırakmayan, yalan söylemeyen, doğrudan vazgeçmeyen çocuğuna gururla bakarken yaşar. Ansızın çekip gitmelerle de yaşıyor insan. Şaşkınlıkları, bakakalışları, tutunamayışlarıyla da yaşıyor. Reddedişleri ya da kabul ettikleriyle yaşıyor. Dünü, bugünü, yarını, bilineni ve bilinmeziyle yaşıyor insan. Kimi sevgiyle yaşıyor, kimi hırs, tutku ve nefretle. Bazen korku bazen ümitle yaşıyor insan... Kısacası insan paradan önce duygularıyla, seçimleriyle, inancı, ahlakı, bakış açısı ve yüreğiyle yaşıyor.


    Tolstoy da bu kitapta insanın neyle yaşadığını, okunması çok kolay, yalın, ders verici, sorgulatan 6 hikayeyle soruyor, cevaplıyor. Tolstoy' u duymayan, bilmeyen bir okur yoktur sanırım. Klasikler içinde en farklı olan, bakış açınızı değiştirebilen en özel yazarlardan. Tolstoy insan hakkında yazar, insan hakkındaki hemen hemen her konuya değinir. Bunu yaparken de çok özel bir bakışla, çok hümanist, insancıl bir bakış açısıyla yaklaşır konuya. Benim çok beğendiğim ve hiç sıkılmadan defalarca okuduğum bir kitap.


    İnsan Neyle Yaşar bundan 2 asır önce yazılmış olduğu halde hikâyelerin özündeki duygular insanoğlunun varoluşundan beri süregelen duygular ve bu yüzden aradan asırlar, binlerce yıl geçse bile evrenselliğini koruyabilecek, her çağa, her okura hitap edecek, payidar kalacak bir eser. Son olarak kitabı İş Bankası Yayınları ' ndan tavsiye ederim yine. Şimdi her klasikle ilgili incelemesinde İş Bankası' nın reklamını yapıyor diyeceksiniz. :) Ama gerçekten klasikleri en iyi çeviren ve neredeyse tam metin veren tek yayınevi İş Bankası Yayınları.
    Çünkü diğer yayınlar 3, 4 ya da 5 öyküyü verirken, bu yayın 6 öyküyü de yayımlamış. Sadece bir gününüzü ayırarak okuyabilirsiniz...
  • Her sabah olduğu gibi canı sıkkındı.