• Tıpkı "insan" yerine "ademoğlu" ifadesini duyunca irkilen feministlerde olduğu gibi, herkesin "Katolik çocuk" ya da "Müslüman çocuk" gibi ifadeleri duyduğunda irkilmesini isterim. Eğer isterseniz, "Katolik bir ailenin çocuğundan" bahsedebilirsiniz; ancak eğer herhangi birisinin "Katolik bir çocuk"tan bahsettiğini duyarsanız,onu durdurun ve kibarca çocukların bu gibi konularda nerede durulacağını bilemeyecek kadar küçük olduklarını belirtin: tıpkı ekonomik ya da siyasi konularda nerede duracaklarını bilmedikleri gibi.
    Richard Dawkins
    Sayfa 13 - Kuzey Yayınları Önsöz
  • ONUN ÇÖLÜNDE

    Onun çölüne gittim.
    Konuğum,
    Duvardaki kan pıhtısında.
    Onun bulduğu damar beni çağırdı.
    Ve ruhum eski bir kanla yıkandı.

    Onun çölüne düştüm, oturdum çadırında.
    Eski bir kavmin buluşması ve töreni.
    Bir yaban kuş gibi tüneyip kıyıya
    Dedi ki bana "ölümsün sen"
    Mutlak
    Mutlak olan.

    Onun çölünde gece kımıldar.
    Yılan ve akrep karanlığıyla.
    Hayat bir zehre gizlenir
    Çoğalır sabırla.


    O bıraktı beni.
    Çöldeki kızıl sularda
    Balıklara bakacak
    Nefesimi tutarak
    Uyuyacağım.


    Onun çölünde her gece
    Fısıldadım kumlara.
    Sordum nasıl yaptıklarını çölü,
    Boğmadan koyun koyuna.


    Onun çölünde ölüyüm ben.
    Gelin ve kaldırın beni.
    Gittiği yolda bulutlara değen bir gölge bırakılmış sanki.


    Bir sesle uyandıracak beni
    Kahra kan olan bir aldanışla yakaracak


    Tanrıya söylendim.
    Nasıl da zalim gövdede varlığı onun.
    Güzellik acıya kavuştuğunda yorulur ve
    Hep yaşlı kalacak bir gözün ışığıyla bakar;
    Her yüz bir işarettir tanrıdan.
    Bunu yaşlı bir adam söylediğinde
    Gözleri yoktu.
    Annem öyle inanmış olmalı ki ona,
    Yüzümü kederli çizdi.
    Ve uzayıp tanrıya
    "işte" dedi
    "benim annem yeniden doğdu
    annem varlığıma döndü"


    Gece paslı bir kafesle durdu önümde
    Dua için zaman istedim tanrıdan.
    Onun varlığına adanacak hiçlik
    Düş için,
    O büyüde kalbime saplanan acıyla
    Bağırdım;
    Başka adamlar, başka dillerde dua etsinler. Bizim için.
    Ölümü tanıdığımız ve sessiz olduğumuz için
    Kutsasınlar.

    Ölü bir yaprağın sürüklenişi gibi rüzgârda
    Gövdem yitirdi yerini.
    Ağır bir uykuyla gizlendi tohuma varlık.
    Ağır bir istekle.
    Kızıl kan pıhtısı. Tül sabah. Ört üstümü.
    Koyu gücünü yüzünün nasıl çizdiyse tanrı
    Ve ne gizlediyse kıvrımına gülüşünün.
    Gördüm ben.

    Tüllere sarılmış çölde ölümümü bekliyorum. Sakinim.
    Yok bir gece bu.
    Sabah uyanacak aşkı konuşacağız.
    Ne çok sürdü diyecek bana.
    Ne uzun sürdü hayat.

    O uzun günün sabahında
    Sesini duydum gün ve gecenin çakışmasının.
    Bir tül işleniyormuş gibi aralarında
    Kavuştular usulca.

    Uyu ağır uykunu
    Taşların altında ve su isteğinle kal.
    Geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.
    Sürecek olan dilsizlik.
    Rüzgâr tırmalıyor kapını
    Aşk uzakta.

    Ne tuhaf inanmaman.
    Sırtıma dokundun ve orada ayla ışıyan çizgilerin
    Bir acıdan artan masumiyet olduğuna şaşırdın.
    Gideceğini söyledin
    İnanmadım sana.
    Oysa ben daha doğmadan biliyordum.
    Acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
    Saf ve çocukça bir düşün yatağında.

    Kan ve susuşla dinlenen ten kabullenir.
    Beyaz tül yatağında başucuma
    Camdan bir göz bırakıp gittin.

    Ona fısıldanan sözlerin
    Aşk olan varlığı
    O gidince karardı.
    Yüzeyinde göğün
    Beyaz ve kıpırtısızım.

    Acıdan bir okla çıktım
    Bekleyiş yatağından.
    İçimde siyah bir taş.
    Atları gördüm.
    Kapı önlerinde oturan insanı, sözü.
    Çok yaşanmış bir çığlıkla hayat.

    Bir sırrın bana verilmediği yerden
    Sordum ona
    Bana ne söyleyeceksin?
    Çölün söylemediği ne?

    Ruhumu orada tutan ağırlıkla
    Geceye ilendi tenim.
    Ve çağırmadı çölü varlığım
    Ondan sonra.

    Aynaya dönüyorum
    Değişmiş gözlerim.
    Çölde kumlara bakan kadın
    Kedere bakan
    Artık benim.

    Gördüm çizgilerini avuçlarının
    Çöl her şeyi söyledi bana.

    Anladım nerede bitti aşk
    Kan pıhtılı odanda uyanan gövdem
    Neden sığmadı varlığa.

    Seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.
    Gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin
    Yakaran çizgisine.
    Çölden aldığını çöle ver
    Hayattan aldığını hayata.
    Artık beklemiyorum
    Kal orada.
    Geride, tepelerin art arda dizilmekle
    Var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
    Bir hiç ve gölge.
    Gece ay
    Gece tül ve yokluk.
    Yok gece.

    Çölden aldığını çöle ver
    Hayattan aldığını hayata.






    Bejan MATUR
  • Eğer dalga doğanın asli bir özelliğiyse ve bu özellik doğanın her özgün parçacığında varsa, o zaman elektronun nerede bulunması gerektiğine kim karar veriyordu? Doğa esasen bir olasılık oyunu muydu? Tanrı evrenle zar mı atıyordu?
    Fred Alan Wolf
    Sayfa 137 - Omega Yayınları
  • Okuduğumu sindirdim öyle geldim :)

    Bu kitap için o kadar güzel incelemeler o kadar tastamam yazımlar okudum ki ne yazsam eksik kalacak sanki. Hakkını veremeyecekmişim gibi hissediyorum. Bir iki kelam edip çekileyim en iyisi :)

    Tezer Özlü’den okumaya geç kaldığım nasıl oldu da gözümden kaçırdım dediğim eseri Yaşamın Ucuna Yolculuk.
    Öncelikle muhteşem. Harikulade. Tezer Özlü için ne yazsam eksik kalacak diyorum ya işte, tanımlayamıyorum. Ne zaman okusam paragrafları cümlelere, cümleleri kelimelere ayırıp uzun uzun düşünüyorum. Tezer’i seviyorum çünkü gri seviyorum. Acıyı böyle sade böyle güzel yaşamayı seviyorum.
    Varoluşçu bir yazar kendisi. Kafka gibi, Pavese gibi hayatta en çok değer verdiği yazarların izini süren bir kadın. Burjuva olması onu belki de hep rahatsız etmiş ve kendini dizginleyememiş bir ruh. Anormal demek doğru değil. Asıl olması gereken bu diyerek yaşamış hayatını.
    Bu kadını anlatmak benim harcım değil o yüzden kitaptan şöyle bir alıntı koyuyorum


    “İnsan ilişkilerini değiştirmek için yaşıyorum. Hiçbir şeyin değişmeyeceği umutsuzluğuna kapıldığım kısa anlar kadar korkunç ve umutsuz anlar tanımıyorum.
    Değişecek. Dünya küresinin dağları, denizleri, okyanusları, gölleri, ovaları, bozkır ve çölleri, nehir yatakları, buzulları, kent ve köyleri nasıl değişiyorsa, insan ilişkileri de değişecek. İnsandan, içgüdüleri ile bağdaşmayan uğraşların beklenmediği bir dönem de olacak. Kurallar doğrultusundaki bir yaşam yalnız ve yalnız durgunluktur.”


    Kitaba gelecek olursak yukarıda da bahsettiğim gibi hayatta en çok değer verdiği yazarların izini sürmeye çıktığı yolculuğu aktarıyor bize. Şöyle bir paylaşım okumuştum onun için “Dayanılmaz yalnızlıklara dayanamayarak eski zaman ölü yalnızları ile yalnızlığı gidermeye çalışmak” bence kitabın en güzel özeti bu olsa gerek.
    En güzel kısmı da kafka'nın mezarı ve evini ziyaret ettiği yolculuğunu anlattığı kısım. İç karartıcı ama bir o kadar da gerçek bir anlatı.

    Tezer Özlü de defalarca okunsa her defasında ayrı tat alacağınız ayrı cümleden vurulacağınız yazarlardan biri işte :) bir kaç alıntı bırakıp gidiyorum ben.

    Naçizane tavsiyem depresyondayım okuyayım da ciğerlerimi 85 parçaya ayırayım kalbim fındık tanesi kadar olacak şekilde sıkışsın büzüşsün demeyin. İntihara sürükler mazallah


    “Hiçbir yönüm yok. Hiçbir cadde yön değil. Önümde yüksek sokak lambaları. Gerimde yüksek sokak lambaları. Üzerimde gökyüzü ve gece. Ayaklarım altında asfalt. Onun altında toprak. Çevremde Avrupa. Ben hiçliğin sınırında. Zaman gerek, bir mekan gerek. Tanıdığım bir tek şey gerek. Soyunup, derime dönmem gerek.”

    “Tanrı bana büyük yetenekler vermiş. Bazılarına kanseri vermiş. Kimini budala olarak yaratmış. Kimini daha çocuk yaşta ölüme göndermiş. Tanrı’nın büyüklüğünün nerede olduğu belirsiz. İşte beş bin liret. Castellanzzo Rahibi için. Kendi öykülerini anlatsın, kendi dinlesin. Hiç değilse anlattıklarına kendisinin inandığını umalım.
    Kendinize bakın. Bana gelince, kendimi buz parçası içindeki balık gibi duyuyorum.”
  • Spoiler*

    Yine Turgenyev, yine edebiyat, yine dibi... Doyacaksın :)
    Kitabın eksi tarafı açıklaması olmayan İtalyanca cümleler ve sık olarak karşımıza çıkan Fransızca, Turgenyev eserlerinde kalıplaşmış diyebilirim.
    3 öyküden oluşan kitapta:
    Rudin;
    Tanrı vergisi konuşma yeteneğiyle herkesi büyüleyen Rudin'in kendisini nasıl sefil duruma düşürdüğü anlatılıyor.

    İlk Aşk;
    Bir grup tohuma kaçmış erkeğin can sıkıntısından kurtulmak için birbirlerine ilk aşk anlatılması konusu üstüne karakterin 16 yaşında yaşadığı masum aşk anlatılıyor.

    İlkBahar Selleri;
    Aşık olduğu kız uğruna düelloya giren Sanin'in onunla evlenmek için toprağını satmaya gittiği milyoner kadınla hayatının bütün ömrünün İlkbahar Selleri gibi geçtiği anlatılmakta...

    *******
    Marya Nikolayevna sordu:
    -Nereye gideceksin? Paris'e mi, Frankfurt'a mı?
    Sanin umutsuzca,
    -Sen nerede olacaksan ben de orada olacağım, dedi.
    Beni kovuncaya kadar yanında olacağım.

    Marya Nikolayevna'nın ellerine yapışmıştı. Marya Nikolayevna kurtardı ellerini, Sanin'in başına koyup on parmağıyla saçlarını yakaladı. Onun uysal saçlarıyla yavaşça oynamaya başladı. Sonra doğruldu, dudaklarında mağrur bir gülümseme vardı. Parlak, iri iri açılmış gözlerinde acımasız bir anlamsızlık ve zafere doymuşluk vardı.
    Yakaladığı kuşu pençesinde tutan bir atmacanın gözleri de böyle parlar.
  • Onun önüne gittiğimizde Tanrı bize şöyle soracak: "yara izlerin nerede ?" Biz ona "yara izim yok" dediğimizde Tanrı bize şöyle soracak:
    "Uğruna savaşmaya değecek hiç bir şeyin yok muydu ?"
  • " 'Bir şey daha var. Söylediklerine göre, Tanrı'nın en önemli özellikleri merhamet, iyilik ve şefkatmiş, o en yüce sevgiymiş. Ama daha ilk itaatsizlikte insanı cennetten atıyor ve onu ölümlü yapıyor. Sonra bir sürü insan daha ölüyor, sonunda Tanrı, insanları günahlarından kurtarması için oğlunu gönderiyor. Ama oğul feci bir şekilde ölüyor. Ölmeden önce de babasına, neden onu terk ettiğini soruyor. Peki bütün bunlar ne için ? Kendi kanını vererek ilk insanın günahını affettirmek için mi ? İnsanlar cennete dönsünler ve yine ölümsüz olsunlar diye mi ? Neden her şey bu kadar dolambaçlı, karmaşık peki ? İnsanları daha hafif cezalandırabilirdi, sonuçta kendileri günaha ortak olmadılar ki. Hatta ceza zamanaşımına uğradığı için kaldırıldı bile... Neden sevgili oğul feda ediliyor ve ona da ihanet ediliyor ? O zaman sevgi, şefkat, yücelik nerede kaldı ?' "