• Pelin Çift' in sorduğu ve Ayasofya sevdalısı olan değerli araştırmacı Erhan Altunay' ın cevapladığı harika bir eser ile geldim bu sefer.
    .
    Kitabın basım kalitesi harika, bunu söylemesem olmaz. Pelin Çift, Gündem Ötesi Programı ile tanıdığım anlatımını, tarihi konulara eğilimini ve konuşma üslubunu çok beğenip takdir ettiğim bir şahsiyettir. Bütün bölümleri izleyememiş olsam da fırsat buldukça izlemeye çalışıyorum. Serinin 2. ve 3. kitapları da mevcut ilerleyen günlerde onları da okuyacağım İnşallah. Kitaba gelecek olursam;

    Ayasofya' nın inşa edilişinden tutun içindeki her sembolün, resmin incelenmesine kadar muazzam bir anlatım ile bizlere sunulmuş. Ayasofya' nın önemi, tarihteki yaşanan olaylar, manevi anlamdan önemli olaylar, tapınakçılar, rivayetler, nasıl müze olduğu ve Ayasofya ile ilgili merak edilen herşey güzel bir dil ile anlatılıyor. Ayasofyanın dehlizleri ile ilgili kısımlarda Pelin Çift bizzat dehlizlere inip inceliyor ve bizlere aktarımlarda bulunuyor. Kitabın içerisinde birbirinden güzel ve değerli görsellerde bulunmakta.
  • Eco’ya Dair

    Umberto Eco’nun ikinci romanı olan Foucault Sarkacı, bilinen roman türlerinden hiçbirine benzemez. Onu aslında bir “Tarih ve Bilim Romanı” ya da “ECO-Romanı” diye adlandırabiliriz. Foucault Sarkacı, birbirinin içine geçmiş çok-katmanlı, birçok farklı ortamla ve bilim dalıyla paralellik kurularak okunabilecek, usdışı düşüncenin neredeyse altı asırlık tarihinin 912 sayfalık bir macerası. Pozitif bilimlerin yanında, paydaşları günümüze dek ulaşmış gizemciliğin, Ortaçağı da içine alan uzun soluklu, içinde bilim ile büyünün melezlendiği, casusluk ve gerilim tadında bilimsel bir hafiyelik öyküsü. İncelediğim kitap, 2003’te yayınlanan ve 648 sayfa olan 7. baskıydı (çok küçük puntolu). Günümüzdeki ise; Can Yayınlarından 912 sayfalık, göz dostu, 2013 baskısıdır.

    Umberto Eco’yu hemen hepiniz tanıyorsunuz. O, akademik dünyada, hala yaşayan gerçek bir ilahtır. Semiyoloji –göstergebilim- üzerine yüzlerce makalesi, onlarca kitabı, öğrencilerine verdiği binlerce saatlik dersleri malumunuzdur. O bir akademisyen, gazeteci, filozof, çevirmen, yazar, radyocu ve televizyon programcısıdır. Gizemcilik üzerine çok fazla okuduğu da aşikârdır. Romanı yazması tam sekiz sene sürmüş. Gizemcilik üzerine bu kadar fazla şey bilmesine rağmen aslında, gizemcilikle uğraşan, bu konuda hayatını heba edenlere karşı aslında bir gizli alay, dokundurma, kısaca yergide bulunmuştur romanıyla. Kanımca Eco, tüm bu safsataların düpedüz insan ömrünü boşa tüketmekten uzağa gidemeyeceğini düşünmüş ve bunu da bu detaylı çalışmasıyla okuyucularına ispat etmiştir adeta.

    Shakespeare ve Francis Bacon Meselesi

    Romanın hikâyesine geçmeden önce, romanda sıkça zikredildiği şekilde, aslında Shakespeare’in yaşamadığına, Shakespeare imzasıyla yayınlanmış eserlerin tümünün (“Yeni Atlantis” in yazarı) Francis Bacon’ın yazdığına dair bir takım göndermeler vardır romanda. Eco’nun bu varsayımını (romandaki “Plan” aslında Shakespeare’in tüm oyunlarında gizlidir) destekleyenlerin hiç de küçümsenmeyecek delilleri de var biliyorsunuz. Bacon, yazdıklarını yaşadığı dönemde İngiltere’de bunların hor görülen, küçümsenen türde eserler olması dolayısıyla William Shakespeare imzasıyla yazmış olabilir. Shakespeare; bilindiği üzere bir kasap çırağıdır, hiçbir eğitim almamıştır. Ne anne-babasının ne de kendi çocuklarının-eşinin okuma-yazma bilmemesi manidardır. Yine Shakespeare’in elinden çıkma herhangi bir mektubun, belgenin olmaması, ayrıca ona yazılmış bir borç mektubu dışında bu kadar önemli bir şairin ilgi alaka gördüğünün herhangi bir eşyanın bile olmaması, onu hayali bir kahraman durumuna düşürmektedir. Aslında, Rönesans ve 18. yy. Aydınlanmasına böylesine etki etmiş sanatçı kişiliklerden ikisinin aslında tek kişi olup olmadığının bir önemi de yoktur. Bu arada Bacon’ın eserlerinde, Eco’nun bu romanındaki gibi, Masonlukla ilgili pek çok sembolik ayrıntı da hakkıyla işlenmiştir. Peki, tüm o oyunların yazarı Shakespeare değilse, kimdir? Bu sorunun cevabı olarak birçok kişi öne sürülmüştür. Aralarında en tanınmışı ünlü filozofumuz Francis Bacon’du. Ama geçtiğimiz yıllarda eldeki kanıtların artması, bu kişinin 17. Oxford Kontu Edward de Vere olduğu görüşünü de güçlendirmektedir.

    Romana Dair

    İncelediğim baskıda, 601 sayfa olan romanın diğer 47 sayfası “Dipnotlar, Sözlükçe ve Kaynakça” için ayrılmıştır. Romanda; sağ-sol çatışmaları, öğrenci hareketleri, yeniden hortlayan Faşizm, Bahia ve Voodoo gibi üçüncü dünya dinlerinin ayinleri, 2. Dünya Savaşındaki anılarla ilgili geçmişe dönüş sahneleri, gizemli Albay Ardenti, İtalyan Polis Müfettişi Agliè, Tapınakçılar, BGKY (Basın Giderlerini Karşılayan Yazarlar) kavramını yaratan Garamond Yayınevi, Kabbala, Musé des Arts et Métiers (Paris’teki Teknik Bilimler Müzesi), Agarttha, Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Gül-Haç, Ölümsüz Saint-Germain, UFO’lar, Naziler, Haçlılar, Hermes Trimegistes (üç kere ulu Hermes), elbette Foucault Sarkacının sahibi Fransız Fizikçi Léon Foucault vb. bir sürü topluluk, insan ve gizemli öğeler var. Eco, belki bu yazdıklarımın yüz katı daha fazlası ansiklopedik düzeyde bilimsel bilgiyi ve kültür repertuvarını, romanı vasıtasıyla bizlere aktarıyor.

    Roman, Giovanni Scognamillo’nun Türkçe çeviriye yazdığı önsözle başlıyor. Usta işi bir çeviri yapan Şadan Karadeniz hanımefendinin çeviri sürecini ve romanı anlatan “Öndeyiş”i ile devam ediyor. Eco’nun “Instruzioni ai traduttori del Pendolo” ile “Nuovi Instruzioni” yani “Çevirmene Notlar” bölümleri, Karadeniz’e çeviride rehberlik ederken, kendisi, bunların tamamını Türkçeye çevirip dipnotlara eklemiştir. Romanın sonunda A’dan Z’ye, biz gizemşörler için aydınlatıcı bir “Sözlükçe” ve yine Karadeniz’in tüm romandaki “Dipnotlar”ıyla (328 adet) beraber bir de Kaynakça bulunuyor.

    Romanın Hikâyesi

    Romanın merkezinde yer alan “PLAN”ı ortaya çıkarmaya çalışan Belbo, Diotallevi ve Casaubon, kısaca “Üç Gizemşör”, başlarından geçenler ve deneyimleri ile öğrendikleri tüm gizem dolu belgeleri aktardıkları süper Bilgisayar Abulafia, romanımızın dört ana kahramanıdır. Edebiyat çevresinde, aslında Abulafia olmasaydı bu kitapta olmazdı denir. Zira bu bir bilgisayarın romanıdır. Hemen her şey birbiriyle hem ilintili hem de ilintisizdir. Eco bir dil cambazı olduğunu, uydurukçuların en kralı olduğunu bu romanda bize de kendisine de tekrar kanıtlamıştır.

    Kitapseverlere iç rahatlığıyla şunu söyleyebiliriz ki; romanın kurgusu da, hikâyesi de, kahramanların kişilik analizleri ve hikâyedeki konumları da, romanın üstüne serilmiş o sihirli örtü de, aynen Gustave Flaubert’in fotoğraf tekniğindeki gibi, Eco’nun çevreden merkeze doğru bir dantel gibi dokumuş olduğu olay örgüsü ve kurgusu takdire şayandır. Elinizden bırakamıyorsunuz bu tuğla gibi romanı. Tuğla diyorum zira 912 sayfa. Her okumamdan sonra saatlerce hatta günlerce olay örgüsünü, anlatılanları hazmedip zihnimde kendimce senaryolar yazdım. Geçmiş bilgilerimle romandakileri mukayese edip durdum. Eco, sizi İtalya’dan alıp Fransa’ya Paris’e, oradan alıp Brezilya’ya, oradan tekrar alıp Kudüs’e ve Arap çöllerine, durmadan dolaştırıyor. Kitabın içinde paylaştığı fotoğraf şeklindeki el yazmaları, gizemli parşömenler ve bilgisayar veri tabanı çıktıları gibi şeylerle heyecanımızı perçinliyor adeta. Bu arada Karadeniz’in harika çevirisinde: “Erk susuzluğu; iç ezinci duymak; erdenlik andı; eşkin gidişlerini; usasığmaz; denegeldiği” gibi Türkçe kavramlarla dil hazinemiz de basamak atlıyor.

    “Plan”, üç gizemşörün zihninde –hayal ile gerçeği ayırt edemedikleri o anda- ilk kez oluşmaya başladığında, hiçbir biçimi olmayan yaşantılarına ne olursa olsun bir biçim verme, bazılarının gerçek olmasını istediği bu düşü, düşselleştirilmiş gerçeğe dönüştürme isteği doğmuştu içlerinde. Hatta Belbo bu düşü savlamak adına: “Düzmece bir metni uğraşa uğraşa yeniden kurarak gerçeğe varmak” der romanın bir noktasında. Garamond Yayınevinin üç gizemşörü Belbo, Diotallevi ve Casaubon’u merkeze alan gizemli bir öykü. Sizin de bu olağanüstü güzel romanı okumanız dileğiyle…

    Süha DEMİREL, 24 Şubat 2014.


    Kitabın Künyesi:

    Foucault Sarkacı
    Yazar: Umberto Eco
    Çeviri: Şadan Karadeniz
    Yayınevi: CAN Yayınları
    Yayın Yılı: 2013
    912 Sayfa
  • Tapınakçılar ya da Tapınak Şövalyeleri İsa'dan sonra 1119 yıllarında Fransız Soylusu Payen ve sekiz arkadaşı Süleyman Mabedini yeniden yapmak ve Kudüs'ü ziyarete gelen hacılara yardımcı olmak amacıyla örgüt kurdu.
  • Her iki tarafın da birbirine bakışı, köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek mentalitesinden geçiyor. (Protestan evanjelikler ve tapınakçılar)
  • "Kelime anlamı 'barış şehri' olan Kudüs ne yazık ki tarih boyunca Osmanlı dönemi hariç barış içinde yaşanan bir şehir olamamıştır." ki halende öyle. Osmanlı Devleti 401 yıl Kudüs'ü yönetmiş, insanlar barış içinde yaşamıştır.

    Kudüs... Okuyunca anladım, neden bu kadar mühim olduğunu. Kudüs'ün önemini yazar şöyle ifade etmiş: "Kudüs sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın ortak değeri ve mirasıdır. Biz Türkler için ise, sadece kutsal bir şehir değil, 400 sene bilfiil huzur içinde himaye ettiğimiz bir Osmanlı hatırasıdır.

    Kanıyla canıyla savunup Kudüs uğruna 25.000 şehit veren bir neslin torunlarıyız. O yüzden bizler için, 'Selahaddin' in rüyası, Kanuni'nin mirası, Abdülhamid Han'ın davasıdır Kudüs.' Bu rüyayı görmeye, bu mirası sonraki nesillere aktarmaya ve bu davayı yüreğimizde taşımaya devam edeceğiz. Ve bir gün dilerim Kudüs yeniden kurtuluşa erecek, iyiler kazanacak"

    Yahudi devletinin kurulması için 5 milyon altın teklif edilen Sultan 2. Abdülhamid'in verdiği cevap ise takdire şayan:
    "Benim bir karış toprak vermem söz konusu olamaz. Zira, istenen o toprak bana ait değildir. O, milletime aittir. Bu devleti kuran ve kanıyla besleyen milletime... Herhangi birine vermek veya bizden koparılmasına razı olmaktansa, yeniden kanımızla yıkamayı tercih ederiz..."

    Kitabı 5 bölümde ele almak lazım: (tabiki hepsini anlatmayacağım)

    1. Yahudiler duvarda neden AğlıyorlarYahudiliğin en büyük hedefi nedirMescid-i Aksa alanını neden kazıyorlar...
    ...
    Yahudiler, Kudüs'ün ve mabedin yakılıp yıkılışını, esir olarak Romalılar tarafından başka ülkelere sürülüşlerini anmak, hatıralarını tazeleyip, kinlerini bilemek, mabede yeniden kavuşup Yahudi hakimiyetini kurmak ümidiyle dualar ve gözyaşlarıyla yaşlarını sürdürmüşlerdir.
    ...
    2. Hristiyanlar için Kudüs neden önemli
    ...
    Hristiyan inanışına göre, Mesih bu şehre inecek ve yeryüzünde bin yıl sürecek Tanrı Krallığını kuracak.
    ...
    3. Müslümanlar için Kudüs neden önemli
    ...
    Miraç mucizesi...
    Mescid-i Aksa = İlk Kıblemiz...
    ...
    4. Osmanlı Devleti Kudüs'ü nasıl kurtardı? Osmanlı, Kudüs'ü 401 yıl barış içinde nasıl yönetti? Osmanlı, Kudüs'ü nasıl kaybetti

    5. Üç mühim dinin merkezi Kudüs, asla vazgeçilmeyen, hep arzulanan şehrin üzerindeki gizli emeller neler

    "İstanbul ve Ayasofya'yı hedeflerine alanlar ile Kudüs'ün gizli tarihinin aktörleri aynıdır: Haçlılar, Tapınakçılar ve son perdede sapkın inançlı hegemonik güçler..."
  • Tapınakçılar, yahudilerden uzak dururken, kabala düşüncesini yaşatanlarla iyi ilişkiler içinde olmuştur.
  • Tapınakçılar, sonradan dünyanın başına büyük belalar açan faiz ve komisyon işlemlerini sistematik hale getirmiş ve büyük faizlerle para kazandıkları ilk bankacılık sistemini kurmuşlardır.