• SUMER DİLİ İLE TÜRK DİLİNİN
    KARŞILAŞTI RILMASI*
    Sumerliler bundan 6000 yıl önce Dicle ve F ırat nehirlerinin arasında bulunan Mezopotamya'nın güneyine gelip yerleşmişlerdir.
    Orada büyük bir uygarlık kurarak en az 2000 yıl varlıklarım korumuşlardır. Uygarlıklarının en önemli olayı dillerine göre bir yazı
    icat etmeleri, okullar kurarak, kil üzerine yazarak bu yazıyı geliştirip her istediklerini yazabilmeleridir. Çiviyazısı adı verilen bu yazıyı , gerek Sumerliler zamanında var olan, gerek daha s onra tarih
    sahnes ine çıkan Ortadoğu milletleri de kendi dilleri için kullanmışlardır. 1 800 yıllarının başlarından itibaren bu yazının ve dilin çözülmesi çalışmaları başlamıştır. N ineve'de Asurbanipal kitaplığının
    bulunmasıyla yazının ve Asur dilinin 1 855 yılında çözümü başarılmıştır. Okunan bazı Asurca metinlerin satır aralarında başka dilde
    yazılmış satırlar da vardı. İlk olarak bu satırların İskit veya Turan
    dilinde yazılmış olacağım ve yazının onlar tarafından icat edildiğini, çiviyazılarını çözmeyi başaran Rowlinson ileriye sürmüştü.
    1 869'da J ule Oppert bu dile Sumerce adını verdi ve bu dilin T ürk,
    Fin ve Macar dillerine akraba olduğunu söyledi. 1 874'te Francois
    Leonorment da dili Ural-Altay dil grubuna koydu. Joseph Halevy
    ise bunlara tamamıyla karşı çıkarak, bu dilin, Sami Akadlar tarafından özel bir amaçl a uydurulmuş bir dil olduğu konusunda ısrar etti. Onun bu direnişine başkaları da katılıyordu ve 50 yıl kadar bu sav sürdü. Daha sonra Güney Mezopotamya'da yapılan kazılarda
    çıkan bol miktardaki Sumer belgeleri üzerinde büyük bir gayretle
    çalışıldı ve sözlükleri, gramerleri yapılmaya başlandı. Bunlar üzerinde çalışanların hepsi Batılı bilginlerdi. Onlar Türkçe bilmiyorlardı. Türkçenin etimolojik bir sözlüğü de yoktu. Yine de Fritz
    Hommel, 1 Diyakonov, İzakar Andercyas,2 İrene İskendcri3 gibi bilim insanları Sumer dilini Fin, Kafkas Uygur dillerine benzeterek
    bir hayli eşanlamlı Türk ve Sumer kelimesini karşılaştırmışlardır.
    Herhangi geniş bir çalışma yapmadan Sumer dilini Türk diline
    benzetenler ise A. Falkenstein,4 Hartmut Schmökel ve S.N. Kramer'dir.5 Kramer birçok yazısında yeri geldikçe bunu tekrarlamıştır. Ölümünden iki ay önce çevirisini yaptığım ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Tarih Sumer'de Başlar kitabını eline aldığı 28 Eylül 1990'da bana şöyle yazmıştı: "Ne de olsa bu kitap büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan ve Güney
    Mezopotamya'ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya'nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sumer halkı hakkında. Sumerlilerin Türklerle ilgili bir halk olduğu fikri Atatürk zamanında geçerliydi. Böyle olabileceği hakikatten hiç de uzak değildir."
    Sumeroloji Hocam Benno Landsberger de, "Sumer dili, hem dil
    bakımından, hem de bütün Asya boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil olması bakımından önemlidir. Bu türden olup bugün hala
    yaşayan dil Türk dilidir" diyor. Türkmen yazarları da Sumercenin
    daha çok Türkmen Türkçesine benzediğini ileri sürüyorlar. 6 Sumer dili ile Türk dilini karşılaştırmak o kadar kolay bir iş değil. Öncelikle yazılı kaynak olarak bugün için elimizde Orhun Kitabeleri var. Arada 4000 yıla yakın bir zaman dilimi bulunuyor. Bu
    süre içinde Türkçe kuşkusuz birçok değişikliğe uğradı. Diğer taraftan Sumerce kendisinden (ayrı bir gruba ait olan Akad dili yoluyla çözüldü. Akadca da ı, o, ö, ü gibi sesli harfler ç, f, ğ, n, g gibi sessiz harfler yok. Sumerce işaretlerin birkaç tür okunuşu var.
    Şöyle ki, somut bir kelimeyi anlatan resim yazısından çevrilmiş bir
    işaret, o resimle ilgili soyut anlamları da taşıyor. Örneğin; göğü ifade eden bir işaret hem gök, hem de tanrı anlamına geliyor. Ayrıca
    aynı işaretin hece okunuşu da var. Bu bakımdan okunuşlarda yanlışlıklar olabilir. Diğer taraftan, Türkçenin en eski kelimelerinin çeşitli Türk dillerindeki okunuşlarını bildiren tam bir etimolojik sözlük yok. Ayni şekilde MÖ 3000-1850 yılları arasında yazılmış olan
    Sumer dilinin de bir etimolojik sözlüğü yok. Kuşkusuz bu süre
    içinde Sumer dili de bir hayli değişmiş olabilir. Karşılaştırma yapmak hiç de kolay değil.

    1 Fritz Hommel, Ethnologie and Geographie des alten Orients, 1925, München, s.
    16-22.
    2 Zakar Andereyas, "Current Antropolagie", ı\brld Joumal of the Science of Man,
    197 1, s. 212.
    3 !rene Iskenderi, Der Tarikia Hazereha, s. 215.
    4 A. Falkenstein, W. Van Saden, Sumerische und Akkadisch Hymnen und Gebete,
    s. 7.
    5 S. N. Kramer, Cradle of Civilization, s. 33.
    6 Ödek Odekap, Sumer Hak.da Kelam Ağız, 1990 Yaşlılık Jurnali, sayı 1 2, s. 30;
    Begmyrat Gerey, 5000 Yıllık Sumer-Türkmen Bağlan.
  • ayaklarımı yılan ayağına çevir,
    cinlerden kaçmama yardım et,
    beni yakalamalarına izin verme.
  • 563 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    İnsanlık, doğuşundan bu yana, kesintisiz bir oluşumu yaşamıştır. Kendisini, geçmişte olduğu gibi, her adımda aşarak, sonsuz, ama daha güzel bir geleceğe doğru akıp gidecek olan bir oluşumdur bu.
    Tarih, işte bu oluşumun öyküsüdür.
    Dünü anlatan, bugünü açıklayan ve yarına ışık tutan bir öykü; ve bir bilimdir tarih.
    Server Tanilli

    Bu kitap Australopitek'i (1 milyon yıl önce Afrika'da yaşamış ve yok olmuş insana benzer bir yaratık) insanın atası olduğu düşüncesiyle başlıyor. Düşünce olarak yazdım çünkü kanıtlanmış bir şey değil ve reddedilecek bir şey de değil.
    Kitap yerlesik hayata geçişin hâlâ tarım olduğu düşüncesinin olduğu dönemde yazılmış olduğu için bu kitapta o düşüncede başlıyor. Günümüzde Göbeklitepe yıkmış olsa da bu görüşü ileride Göbeklitepe'nin getirdiği ibadethaneler ile insanın yerleşik hayata geçtiği bir görüşü yıkacak bir buluntu olup olmayacağını bilemeyiz. Tarih bize bulunan fosillerin arkeologların yorumlaması olarak gelir. Farklı bir yorum değiştirir.

    Kitaba dönecek olursak Uygarlık Sumerde başlar(daha eski tablet ve bu tabletlerin aktardığı kültür bulunmadıkça) bu yüzden yazarda Mezopotamya'dan giriyor uygarlık tarihine.
    Iki Büyük Destan
    Gılgamış ve Enuma Elis
    Enuma Elis'in konusu Tanrı Marduk'un iktidara gelişi ve Insan yaratılışı
    Gılgamış Destanı: Gılgamış'in ölümsüzlüğü bulmak için yolculugunu anlatıyor.
    Sumer ve Akkad ile giriyor.
    Başlarda, çok sayıda küçük devletler kuruldu: Erudu, Ur, Şuruppak, Umma, Lagaş, Kiş, Mari, vb. III. bin yıllarında halkı da benzeşmez idi bunların. Sümer’in kuzeyinde, Fırat’ın orta kesimi boyunca yer alan Akkad’a, Sumerlilerden, tip olarak da dil olarak da farklı kabileler yerleştiler. Sami kökenli bir dil (Akkadça) konuşuyorlardı ve Mezopotamya’nın batısındaki ovalarda oturan kabilelerce de hısımlıkları vardı. Akkad’ın Samileri batıdan geldiler kuşkusuz.
    Öyle de olsa, IV bin yılın başlarındaki Sumerliler ile Akkadlılar, iktisadî gelişme bakımından birbirlerinden farklı değillerdi; ilk aşamasında bulunan köleci devletlerdi her ikisi de.
    Bu şekilde giriş yapıyor yazar.
    BABİL İMPARATORLUĞU
    III. Ur hanedanının düşüşünden sonra, Amorritler, Aşağı Mezopotamya’ya yerleştiler: Başkentleri İsin ve Larsa olan iki krallık kuruldu orada; biraz daha kuzeyde, Mari ve Asnunnak krallıkları bulunuyordu. Bütün bu devletler, Aşağı ve Orta Mezopotamya’da hegemonya elde etmek için savaşıyorlardı aralarında. Ancak, hiç biri başarıya ulaşamadı bu konuda: Ülkenin büyük bir bölümünü birleştiren, Babil’deki küçük krallığın hükümdarları oldu.
    Babil'in iki büyük hediyesi kaldı bu dunyaya
    Istar Kapisi, Hamburabi'nin kanunlari, asma bahceleri ve Kuleleri
    Kanunlar sonraki hazırlanan bütün kanunları etkilemiştir.
    ESKİ MISIR
    Afrika, İlk Çağ uygarlıkları içinde özel bir yer tutmadığı halde, kuzeyindeki Mısır, bağlı olduğu kıtadan apayrı bir gelişim göstermiştir. Gerçekten Mısır, eski Doğu toplumlarının yarattığı üç büyük uygarlık alanından biridir; Akdeniz kültür çevresini onsuz anlamak olanaksız; eski Yunan uygarlığının ona çok şey borçlu olduğu ise tartışma dışı.
    Not: Mısır Nildir hayat nile bağlı çin sarı nehre bağlı olduğu gibi.
    Mısırı dönemleri
    1)ESKİ IMPARATORLUK VE ÖNCESI
    2)ORTA İMPARATORLUK
    (MISIR’IN BİRLEŞTİRİLMESİ)
    3)YENİ İMPARATORLUK
    (HİKSOSLARIN KOVULMASI VE MISIR’IN BİRLEŞTİRİLMESİ)
    ANADOLU
    Anadolu, çok eski zamanlardan başlayarak girer tarihe. Başlarda Kanış, Zalpa, Pruşhanda ve Hattuş krallıkları gibi birtakım kent devletlerinden sonra, Hititler, Urartular, Frigler, Lidyalılar, İyonya siteleri, arkadan Helenistik krallıklar ve Roma istilâsı; Orta Çağ’da Bizans, arkadan Selçuklular ve Osmanlılar. Tarihsel serüveni bu denli zengin başka hiçbir coğrafya parçası yoktur. Daha İlk Çağ’dan başlayarak da, Doğu’yla Batı arasında sürgit bir köprü olmuştur Anadolu.
    1)HİTİTLER:
    Hititlerde kültür büyük bir çeşitlilik gösterdi. İmparatorluğun çeşitli halklarından, o halkların da birbirinden farklı dilleri konuşmasından ileri gelmiştir bu. Bunun gibi, iki yazı sistemi kullandı Hititler:
    Samîlerden alınan çivi yazısı ile hiyeroglif.
    2) URARTULAR
    Urartu kültürü. Asur’a bağımlı bir kültür.
    Gerçekten Urartular, çivi yazısını, Asurlulardan aldılar, biraz daha yalınlaştırıp, az buçuk da geliştirerek kullandılar.
    Aynı şey, görsel sanatlar içinde de söylenebilir.
    3) FRİKYA VE LİDYA
    Lidya, Batı Anadolu’da kuzeyde Mysia, güneyde Karya, doğuda Frigya ve batıda İyonya ile sınırlıydı. Adı, Maionia olarak geçer Homeros’ta.

    FENİKE VE FİLİSTİN
    Fenikeliler denince aklıma bugünkü Isviçre(Kartaca hariç) geliyor.

    Suriye’nin Akdeniz’e bakan yüzü ile güneyi, Samî kökenli halkların yarattığı uygarlıklara tanık oldu: Samî kökenli Fenikeliler, İlk Çağ’da denizlerin ilk fatihleridir; İbranîler ise tanrı anlayışında yaptıkları büyük değişiklikle önemli rol oynadılar. İbranilerin rolü, yalnız İlk Çağ’la sınırlı kalmadı, sonraki yüzyılları da etkilediler onlar.
    1) FENIKELILER
    Ugarit’teki buluntular ve Gebal kazılarının pek güzel gösterdikleri gibi, Fenikeliler, din, yazı, edebiyat, sanat olmak üzere, her alanda özgün bir uygarlık yarattılar.
    2) İSRAEL VE JUDA (Yeryüzünde bu uygarlıktan etkilenmeyen çok az millet var)
    İsrael halkının yarattığı kültür, daha sonra Avrupa uygarlığı üzerinde büyük etkide bulundu. Avrupa’da en yaygın din olan Hıristiyanlık, Juda dininin etkisi altında doğdu; Kutsal Kitap’taki kişiler ve konular, yığınla şaire, yazara ve sanatçıya esin verdi.
    İsrael diniyle Juda dini, Fenike dinlerinin doğduğu aynı sosyal yapının ürünleri oldular; ortak birçok noktaları var ikisinin de.

    Tekrar Mezopotamya Uygarlığı
    Bu sefer dümende Asurlar var.
    Sonra Iran
    Iran iki asabiyyenin çatışmasıdır
    1) Medler (Mo 9.6 Y.y devletleri)
    2) Ahamenisler (Mo 6.3. Y.y dönemi)
    Bu iki soy hâlâ devam etmektir. Avrupa'da Capet ve Köre'deki Go hanedanı gibi.
    Ahamenisler Pers Uygarlığı
    Sonra özgün bir kultur Hint
    HİNT
    İlk Çağ uygarlığının ve kültürünün en büyük merkezlerinden biri de Hint oldu. Onun özgünlüğü şurada ki, katkısını yaptıktan sonra sönüp gitmedi; aradan yüzlerce yıl geçmiş de olsa, bugün de koruyor özgünlüğünü.
    ÇİN
    Batı’yla ilişkileri olan Hint’in aksine, «Çin uygarlığı, sırtını Akdeniz dünyasına çevirerek gelişti» (Henri Maspero); Batı’yla ancak İskit-Sibirya halklarının aracılığıyla, böylece dolaylı olarak bağlantısını kurabilen Çin, yüzünü Büyük Okyanus’a, Batı’daki kültür gelişmesini belirleyen dünyadan bütünüyle farklı bir dünyaya çevirdi.
    Ve Yunanlilar
    Çok sey yazılır Yunanlılar icin bugün bile Avrupa'nin şımarık çocuğudur Yunanlılar
    ....
    Kitap en geniş alani Roma imparatorluğuna verilmiştir.
    Roma hukukundan, takvimine yasayan bir uygarlık.
    Son bolumde ise Roma'nin içerisinde doğan Hıristiyanlığa yer vermiş.
    Elestiri: Yazar kitabı yazarken objektif olamamış. Roma'yi anlatırken gerek diğer uygarlıkları anlatırken subjektif yorumlar yapmıştır. Bu yuzden faydalı bilgi açısından olsa da taraflı olması gölge düşürmüştür kitaba. Hatta bir ifade var: Hristiyanlık zırvaları(Bir şeye inanmaya bilirsin fakat böyle bir ifâde ne kadar doğru)
  • Ölüme mahkumuz, harcayalım;
    Uzun yaşayacağız, biriktirelim.

    Çok gümüşü olan mutlu olabilir,
    Çok arpası olan mutlu olabilir,
    Ama hiçbir şeyi olmayan uyuyabilir.

    Bir kadına ya da çocuğa bakmayan kişinin,
    Burnuna yular takılmamıştır. (mahkumların burunlarına takılan, bir halkadan geçirilen kayışa gönderme)

    Evde huzursuz bir kadın,
    Derde dert katar.

    Zevki için: evlenmek.
    Yeniden düşününce: boşanmak.
  • Öyle zekice bir kozmoloji ve tanrıbilimi inancı geliştirmişlerdi ki,
    Öğretileri kadim yakın doğunun çoğu bölgesinde temel inanç ve dogma haline gelmiştir..
  • Tarih Sümer'de başlar kitabı olup da ikinci el olarak satmak isteyen bir arkadaş var mı acaba?( Samuel Noah Kramer)