• Bugün itibariyle 1.yilimi doldurmaktayim.Çok garip biraz da buruk bir his kaplıyor nedense yüreğimi.Çok şey yazmak isteyip de aynı anda hiçbir şey yazmama isteğiyle dolu içim.Yine de an'larin hatırı üzerimde kalmasın diye bugünkü tarihe müsaadenizle şerh düşmek istiyorum.

    Hafizami yoklayip geriye doğru sardığımda günleri 1k'nin bana kattıkları hiç şüphesiz tartışılmaz.Kitap okumayı seviyordum ancak bu platform sayesinde daha bilinçli bir okuma yaparak yol haritamı cizmis oldum.En azından nasıl bir güzergah izleyeceğim konusunda yol emniyetimi sağlama noktasında fikir edinmiş oldum.Bu bana göre önemli bir mevzu hani şairin dediği gibi "zaman kısa,yol uzun,ben yorgunum" misali :)) vakit kısa
    ,okunacak kitap sayısı çok kendime iyilik etmek istiyorsam şayet; en değerli vaktimi yanlış kitaplarla israf ederek zamanımı heba etmek istemiyorum.Yine de derin okuma boyutuna gecemedim henüz.Nitelikli okurlar var okudugunun hakkını veren.Gercekten gerek yorumlar gerekse incelemeler sayesinde zihnimde temeli cok da sağlam olmasa bile bir inşaat oluşmaya basladi heybemde biriktirdiklerimle. Bilenler bilir siteye kayıt olduğumdan beri buradaki okuduklarimi sadece okuma ceteleme eklemek istedim.Unutkanim yenilenmek ve tazelenmek için önemli bir fırsat oldu benim için.

    Okumanın yanı sıra yazmak,kendimi ,hislerimi ifade etmek noktasında da sitenin önemli bir katkısı oldu.Yazmaya cesaret kazandım bir nevi.Kalbimin kapilarini actim yani misafir ettim sizi bazen gonulden :)) Cünkü okumuş olduğumuz her bir kelime eğer dikkatimizi verirsek; biz farkında olmasak bile bilincimizde veya kalbimizde bir şekilde tohum olarak saklı güzellikleri bünyesinde barindirarak zamanı geldiğinde çok farklı şekillerde meyvesini vererek tezahür edecektir.Buna inandım ve bir şekilde yazmak noktasında ,inceleme ise şayet adı ne derseniz bilemiyorum o noktada azmetmek istedim.Profesyonel degilim kesinlikle.Ama edebihayat'ı seviyorum.Edebiyat demedim dikkat ederseniz edebihayat çünkü okuduklarimi adeta yaşayan birisi olduğum için 'yasama ve gönüllere dokunmak ' en büyük mutlulugum.Hislerini kaybetmiş bir dünyada, duygulara biraz da söz hakkı vermek istedim çok mu ?

    Bundan dolayı yazmak eylemine de ayrı bir ehemmiyet verdim.Okuduklarim uçmasın ,gönlümde demlensin diye.Ancak son zamanlarda bu isteğim de azaldı.Yazmayi azalttim yani bilincli olarak.Beklentiler de yoruyor insanı galiba.Bu şekilde kafam daha rahatmis onu fark ettim.

    Şiir okuma alışkanlığım yoktu buradaki şiirsever kitap dostları vesilesiyle tabiki şiir okudukça ayrı bir iştahım arttı.Sayelerinde şiir okuma alışkanlığı kazandım.Ve gerçekten de kalbimin gidasiz kaldığını hissettiğim anda bir koşu gidip dizelere tutunmak, yüreğimin dehlizlerine beraber kulaç atmak muhteşem bir duygu.İyi ki şiirler var kalbinizin en gizli siginaklarina sahit olup;sessiz ve dilsiz çok güzel tercümanlık yapıyorlar.Savurup dagitmiyorlar sizi bilakis derleyip toparliyorlar,iyilestiriyorlar..
    Hmm..bir de İzdiham var tabiki.O da en başta Ferman Bey ve izdihamistler :) vesilesiyle oldu.Minnettarim.Neydi kalbi olana zormuş yaşamak ? :)) Buradan çıkıyorum girince içerisine, çıkmak zor biliyorsunuz.Bu konuda uzuunca fikirlerime sahitsiniz zaten.

    Erhan Bey vesilesiyle gerçekten emekleri çok üzerimizde,
    çabalari ortada.Sitede gercek manada kıymetinin bilinmesi önde gelen isimlerden.Belki farklı isimler de vardır ancak Erhan Bey birikimlerini paylaşma noktasında cömert bir insan.Verici yani.Her ne kadar tembel bir öğrenci olsam da :)) Sayesinde öykü denen bir türden aynel yakin haberim oldu.Neden öyle söylüyorum çünkü uzak bir türdü benim için.Daha doğru bir ifadeyle tanimiyordum.Gayretiyle öykü ve öykücülere başlangıç dahi olsa bir merhaba diyebildim.Yazmaya heveslendirdi şahsen beni.Biliyorum bu konuda zerre kabiliyetim yok ama emeklerini gördükçe vaktimi ayirmak istedim.En önemlisi sevdim öykü türünü.Yasamla iç içe çünkü.Hayata ve insanlara karşı daha farklı bir gözlem yeteneği kazandığımi düşünüyorum artı bir özellik olarak.

    Rengarenk bir aile burası kitap dostları.Mavisi de mevcut ,pembesi ,moru da...Siyahı da var tabiki.Bazen çok sivri,keskin,gönüllere paldır küldür girip kanatan üsluplarla karşılaşınca üzüldüm tabiki.Ancak herkes kendisine yakışanı yapıyor bunu da unutmamak gerekir.Bazen yorumlarda öyle cümleler görüyorum ki ben utanıyorum başkalarının yerine.Bir gönlü incitmek bu kadar ucuz olmamalı arkadaslar.Sanal alem diye görmüyoruz bilmiyoruz diye har vurup harman savurmak , yakıp yıkmak karakterinize ayrı bir anlam katmiyor emin olun.Sizi daha bir farkli gostermiyor yani.Olanı daha bir öne cikariyor.Sadece ikiyüzlülüğünüzü biraz daha kuvvetlendiriyor.Mevcut karakterinize netlik katarak kimliğinizi daha bir görünür hale getiriyor.Kelimeler mananın taşıyıcısı değil midir neticede.Yüregimizden geçenlere dilimiz sadece tercümanlık yapıyor unutmayalım.Kirliyse yüreğimiz berrak bir hitabet zaten olmaz!

    Dedim ya rengarenk diye.Guvenimi ve samimiyetimi kaybettiğim,insanlarla arama mesafe koyduğum belki de uzaklaştığım anlar da oldu.Hatta siteye karşı bir soğukluk.İctenlik benim için çok önemli bir duygu arkadaşlar.Özü sözü bir olmak ,şeffaf olmak yani.Bazi arkadaşlarla aramıza mesafe girdi ancak rahat olsunlar benden yana bu sadece etki- tepki meselesi.Samimiyetsizligi kelimeler üzerinden bile olsa fark eden hassas bir alıcıya sahibim.Benim de istemeden bile olsa kırdığım arkadaşlar varsa özür diliyorum gerçekten bilin ki istemeden oldu.Ama arkadaşlar şunu unutmayalım bir hayatın içinde binbir hayat yaşayan ,bambaşka imtihanlarla meşgul olan kitap dostlarımız var.Herkes her şeyi elbette ki bilmiyor."Bizim birbirimizi yargılamaya değil ,anlamaya ihtiyacımız var."Anlasilmak da değil mesele inanın saygı sadece saygı duyulsun en büyük iyilik bu zannediyorum.

    Bizim parçalamaya değil zaten imtihanlarimizda bölük pörçük olmuşuz tamamlamaya ihtiyacımız var.Fikirler yönüyle zengin bir hazine burası.Herkesten alacagimiz bir yön muhakkak vardır.Birbirimize 'katkı' sağlayarak cogalacagimiz,muhabbette ittifak edeceğimiz yönler vardır muhakkak.Bundan dolayı bir dizide geçtiği gibi "Farklılık kötü bir şey değil ,alışkın olmadığınızdır" diye bizim zihin konforumuza aykırılık teşkil ediyor diye gerek fikirler gerekse özel gereksinimler yönüyle kimseyi itmeye ,dişlamaya hakkımız yok.Fikirlere açık olmak gerekiyor arkadaşlar bir psikoloğun dediği gibi daha önce de paylasmistim " aynı düşüncedeki insanlar ruhunuza,farklı düşüncedeki kişiler zihninize iyi gelir" diye bunu düstur edinebiliriz .Bizim birbirimizi itmeye değil ,sımsıkı tutmaya ihtiyacimiz var .

    Bana kizmayin arkadaşlar madem kitap dostuyuz bu serzenislerim inanin en başta kendi nefsime..Demek ki rahatsız olmuşum ki kalbimin sızlanması ondan.Bir de okuyup da değer veren arkadaslara ortak bir mesajım olsun sağ olun hediye noktasında çok dusuncelisiniz ancak prensip olarak kabul edemiyorum.Lutfen bu kararima saygı duyulsun arkadaslar😪Bu arada gerçekten takip etme noktasında kitap dostlarini buradaki amaçlarını asmadiklari müddetçe herhangi bir elemeye tabi tutmuyorum.Beni takibe deger gorduyseniz ayrica tesekkur ederim.Ancak edebiyat alaninda cok yeniyim,acemiyim yani bilginiz olsun.Cok takipcim olsun diye de bir derdim yok.Ancak gönül ister ki herkesin fikirlerine misafir olayım ama yetişemiyorum arkadaşlar.Bir de uzuldugum takip edip edip sonra takipten cikarak kendisine kişi kazandırdığını düsünen egosunu tatmin eden arkadaslar inanin fark ediliyorsunuz.Bunun icin ozel bir çaba harcamadim.Bir vesileyle sayfalarina bir girdim, karsima çıktı yani. Haber vereyim eger vakit bulursam cikacagim onlari takipten :)) Zaten karar aldım kendimce çok fazla girmeyecegim çok da inceleme vs.yapmayi düşünmüyorum.Gerektigi kadar ,değeri kadar.En güzeli sonra kendim üzülüyorum.Ancak alintisini tekrardan paylaştıgim için engellemeler veya ideolojimden dolayı akreditasyona maruz kalmak üzücü yani arkadaşlar.Hayir sadece anlamlandiramiyorum.Okuyan insana yakistiramiyorum..Kelama yasak konulması acizligi !

    Son olarak çok değerli dostlar tanıdım 20-25 kişi ...Tek tek isimlerini yazmak isterdim ama unutacağım isim çıkarsa diye tedirginim.Birisi var ki cok özel.Zaten biliyorsunuz.Sitede bu tarz güzel dostluklar da biriktirebilirsiniz yani.Sahsen benim bile ümidim yoktu ama oldu yani :))Ama suradan cikarimda bulunabilirsiniz bence kiminle gönüllü olarak etkileşimde bulunuyorsam bir şekilde o insan ve de fikirleri benim için değerlidir.Samimiyeti ve karakteri yönüyle taktir ediyorum zaten bazı arkadaşları.İyi ki varsiniz.İnanin burasi da sizinle guzel.Cekilmiyor yoksa baska türlü.İnsan insanin sozunde dinlenirmis ya bazen bir söz,bir dokunus,bir hasbihal iyi gelebiliyor emin olun.Yazarin dediği gibi; Bizi kendimizden gecirecek olana değil,kendimize getirecek olana ihtiyacimiz var.Bizi iyileştirecek olana, hatırlatacak olana,derleyip toplayacak olana ihtiyacımız var be arkadaşlar.

    Not: Biraz uzun oldu ama farkında değilim.Hakkinizi helal edin.İçimden geçenleri dillendirmek istedim sadece.
  • Merhaba canım insanlar, :")

    Bugün Hatay olarak 3.okur buluşmamızı gerçekleştirdik. Sıcağa rağmen sıcakla...

    Fatih Kurt https://1000kitap.com/pluton_zombisi ve bendeniz, Arzunalbant kanlı canlı Hatay'ımızın sessiz ve benim pek beğendiğim kafelerinden biri olan Kültür Miras Kafe'nin eski koltuklarında, https://1000kitap.com/hc31 öğretmenim de telefonun diğer ucunda bizlerleydi. Her ne kadar ses duyulmadığı için, görüntülü konuşmamız kısa sürmüş olsa da..

    3. buluşmamız olan bu buluşma, aramıza yeni katılanlar olduğu ve bir kitap belirleyemdiğimiz için "bir tanışma buluşması" olarak tarihe not düşüldü.

    Tabi memnun olduk deyip, dağılmadık. Yaklaşık iki saat boyunca, edebiyattaki boş'luktan tutunda Kuantum fiziğine kadar birçok konu hakkında birçok fikir attık ortaya... İnsanlar olarak tembel olduğumuza ve sadece söyleyip harekete geçmediğimiz konusunda mutabakat varıp, bir şeyler yapmaya, yazmaya, başlamaya karar verdik...
    Yeni yazarlar dedik, Kaan Murat Yanık
    Kemal Hamamcıoğlu Rolan Aybey (Kurdikan) 'ı okumayı tavsiye ettik, meraklı kardeşim beni aradığı için masadan ayrıldığımda Hüda'da önerdiyse birini, şimdi burda bizimle paylaşsın :))

    Şair dedik, herkes yazmaya meyilli, herkes elbet yazmıştır bir şiir dedik, ders kitaplarındaki akrostiş etkinliklerine bin minnet ettik, ve canım insan Şükrü Erbaş'ın
    "Eğri çizgiler dalgın
    İki kaşım üzerinde
    İki kaşım üzerinde bir ağrı
    Gözlerim yanıyor günlerdir
    Gözlerimde bir yangın.
    Bir yanım gündelik şeyler
    Evdir ekmektir
    Yaşadığım kaskatı
    Bir yanım olmadık türküler söyler
    Yoldur özlemdir
    Benim en güzel düşlerim
    İçimde kaldı.
    Bir yerlerim eksiliyor günlerdir
    Bir yerlerim eriyor
    Günlerdir başımda bir esrik bulut
    Ben süt mavilerde umarken günü
    Aykırı sularda akşam oluyor." bu şiirini Hüda bize okudu, sesine sağlık :))

    Daha neler neler... künefemizi yiyemedik, olsundu kahvemizi içtik...

    Tıpkı ilk buluşmamızda olduğu gibi, herkes bir kitap önerdi, bir tane de fazladan kitap yazdık, çektik kağıtlarımızı masada kalan kağıttaki kitabı okumaya karar verdik..
    Son bir not düşmek, istiyorum, bunu bir sitem olarak algılayabilirsiniz, keşke gelemeyecekler, belirtselerdi de biz de beklemeseydik, keşke onlar da gelseydi de paylaşsaydık, bir kitabı,bir şeyleri..

    4 kişilik dev kadro ile, güzel bir gün paylaştım, ruhunuza bin minnet..memnun oldum kendi çapımda,buluştuğumuza, tanıştığımıza...

    Hüda pankartı açsaydık birileri de bize katılırıdı belki, :)) bir de sorduğumuz, adam da 1000k'lı çıksaydı keşke...

    İçerde sohbete dalıp fotoğraf çekilmeyi unutsak da, az kalsın,şarja taktığım telefonumu kafede unutacakken, aklıma gelmesiyle, dağılmadan bir fotoğraf çekildik.
    Bu sefer dans eden garson yoktu,(hatırladıkça gülümserim)bu yüzden garsondan bizim fotoğrafımızı çekmesini rahatlıkla isteyebildik...

    Hoşça kalacak, an'ın anı olduğu fotoğraflar...

    https://hizliresim.com/4zVQk7
    (Hüda ile ekildiğimizi ve pankart açmayı düşündüğümüz, anlar...)

    https://hizliresim.com/k68pJJ

    https://hizliresim.com/GD4gO7
    (Ve günün son ve en güzel fotoğrafı, telefonla aramıza katılan öğretmenimi fotoğrafa eklemeden olmazdı )

    4. Buluşmamız Eylül ayında yada Ekim ayının ilk haftası olur diye düşündük.. katılacak kişilerin uygun olduğu bir günü ileriki zamanlarda belirleriz.
    Okunacak kitabımız:
    Adem'den Önce

    Pdf okuyabilenler https://1000kitap.com/hc31 öğretmenimle irtibata geçebilirler..

    İyi kalın canım insanlar, Hatay'da olanlar bir dahaki buluşmada kitaplarınız ile görüşürüz..
  • Nobel ödüllü Orhan Pamuk. Yıllardır okumaya niyetlenip de bir kez bile okuma girişiminde bulunmadığım yazarımız. Yine okumayacaktım(okumamamın özel bir sebebi yok sadece ismi Orhan olan yazarları sevmiyorum) fakat bir boşluk anımda elimde okumadığım kitaplar olmama rağmen, elimde henüz okumadığım kitap varsa kitap almıyorum genellikle, bir de baktım ki kitabı satın alıp çantama koyuvermişim. İlk anda bir pişmanlık çökse de aldık artık napalım okuyacağız mecburen edasıyla kitaba demir attık. Kitaba geçelim öyleyse:
    Çevremden duyduğum kadarıyla Orhan Pamuk okumaya en yanlış kitabından başlamışım. Yani daha önce Orhan Pamuk okumadığımı bilen ve kitabı elimde gören çoğu kişi aynı şeyi söyleyince ben de öyle olduğuna inanmaya başladım diyebilirim. (Doğru olup olmadığını teyit etmek için önümüzdeki zamanda, yazarın diğer kitaplarına da besmelemi çekip başlayacağım.)
    Kimseye kulak asmadan kitaba yumuldum(kaba bir ifade olarak yorumlayabilecek herkesten özür diliyorum).
    Baba-oğul-kutsal damacana(diğer incelemelerin birisinde bu sözcük kullanıldığından aklımda kalmış) tadında bir romandı. Yazarımız bir çocuğun babasına olan bakışını, bir erkek çocuğun babasına olan bakışını mitolojik öykülerle destekleyip üzerine maydonoz yaprağı koyarak servis edilmiş. Fakat tabiki bu kadar sığ bir anlam çıkarmak yazara da kitaba da haksızlık olur. Anladığım kadarıyla yazar, birtakım psikolojik varsayımları Türk toplumu üzerinde test ederek, kendi ruhani bunalımına bizleri de sokmak istemiş bu kitabıyla. Farklı bir üslupla kaleme alınmış ve biraz da sayfaların üzerine popülarizm serpiştirilmiş.
    Uzatma da ne demek istiyorsan adam akıllı söyle diyecek olursanız eğer;
    Orhan Pamuk'a dair hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. Ve fark ettim ki biraz da, bu hayal kırıklığına uğramamak için Orhan Pamuk okumuyormuşum bunca zamandır. Kitap güzel miydi, güzeldi. Ama sanki bir şeyler eksikti bu kitapta. Evet her detayı olabildiğince iyi tasarlanıp maydonoza varana kadar iyi servis edilmiş bir yemek ortaya konulmuş ama en önemli şeyi tuzu atılmayı unutulmuş.
    (Bu arada yazdığım bu inceleme benzeri yazıları sadece tarihe not düşmek için yazıyorum. Bir kitabı okuduktan sonra üzerine bir şeyler de yazınca kendimi o kitapla ilgili daha iyi hissediyorum. İnceleme başlığı altında yazılmış Fatih Kurt imzalı anlamsız yazıları sabırla okuyan dostlara duyurulur.)
  • Tarihe not düşmek istiyorum
    İtilip kakıldım
    Ama kin tutuyor değilim
    Çünkü tutmam için ayrı
    Yaşamam için ayrı bir ömür daha verilmeliydi
  • Bir sanat olarak resimle kesinlikle ilgili değilim. Fakat gerçek yaşam hikayeleri ve bunu en sıcak şekilde anlatma aracı olarak mektuplarla ilgiliyim. Van Gogh’un hem kardeşi, hem arkadaşı, hem de sırdaşı olan Theo’ya yazmış olduğu mektuplardan oluşan bu eserin, yazarın iç dünyasını, tüm samimi duygularıyla anlatan bir anı defteri gibi tarihe not düşmek için yazılmış olduğunu düşünebilirsiniz.
    Düşünmek doğal ölüme mani bir faktör olabilir mi? Tarihte bir çok yazar ve fikir adamının ya delirdiğini, ya idam edildiğini ya da intihar ettiğini görüyoruz. (Socrates, Nietsche, Zweig, Sadık Hidayet, Sylvia Plath vb.)
    Ardında dev sanatsal eserler bırakan Van Gogh ise ruhsal bunalımlarla dolu yaşantısına peşpeşe gelen krizlerden sonra 37 yaşında kendi eliyle son vermiş. Sanatçımız mektuplarının birinde kardeşi Theo’ya “bu hayatta kısa veya uzun yaşamakla ilgili değilim diyor”. Bunu anlıyoruz, aslolan bu dünyada bir iz bırakmak. Ama bu kısacık hayatta bile bu kadar yoklukla mücadele etmek dayanılır bir şey midir? Temel ihtiyaçları karşılamak bir yana, gönderdiği mektuba yapıştıracak pul parası yok. “Tüylerini dökme- tüy değiştirme- vakti kuşlar için neyse, biz insanlar için de düşkünlük ve mutsuzluk dönemleri aynı zor zamanlar” diyor bir mektubunda. Bu dönemin bir gün sona ereceği inancıyla belki de, kendi temel ihtiyaçlarının bir çoğundan vazgeçmiş ancak yemek yemeden ne kadar dayanabilir bir insan bünyesi? Eline az bir para geçince boyaya ve kağıda yatırmak, sonra kahve ve ekmekle idare etmek nasıl bir duygudur? Nadiren eline fazla bir para geçip yemek yese bu kez mide yemeği yabancı bulup hazmedemiyor!
    Bütün mektuplarında görebildiğimiz kadarıyla; İçindeki cevhere inanıyor, sanatsal olarak yerini ve değerini biliyor, “yarın değerli olacak olan bu gün de değerlidir” diyor, kendinden daha yukarda olan ressamları takdir ediyor, fakat kendini eleştiren bir çok ressam ve galericinin kendisi kadar sanatsal değere sahip olmadığını düşünüyor. Ancak, yeteneğini sergileyebilecek seviyeye gelene kadar ihtiyaçlarını karşılamanın dayanılmaz zorluklarıyla karşı karşıya.
    En sevdiği kardeşine yazılmış mektuplardan meydana gelen bu eser inançla-yokluğun bitmeyen bir mücadelesi aslında. Sağlığında bir tek tablo satabilmiş ressamımız, mektuplarında sürekli kendini sorguluyor kırklı yaşları görür müyüm diye. Bazen doktorların bünyesi hakkındaki olumlu bir sözünden umutlanıp bazen karamsarlığa kapılıyor. Kardeşiyle olan bağları O’nun hayattaki en büyük dayanağı, bu yüzden kardeşine tutunmaya çalışıyor, O’nun güvenini kaybetmemeye çok büyük önem gösteriyor. Mektuplarının bir çoğunu “bana inan” diye bitiriyor. Fakat bu bağ bile O’nu hayatta tutmaya yetmiyor.
    Vincent Van Gogh yaşamına son vermeden öncedeki son mektubunda “Böyle işte, ben, kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum, bu çalışma uğruna yarı-deli bir insan oldum –olsun, kabul” diyor. Seçmiş olduğu zorlu yolculuktan memnun olduğunu görebiliyoruz. Ama biz okurlar olarak, bu samimi mektuplardan almamız gereken ders nedir? Sanatta böylesine derin bir iz bırakmış olmasına rağmen, bir dahinin yaşamının bu kadar hazin bir şekilde sona ermiş olması hem olumlu hem de olumsuz yönüyle örnek olarak alınmalıdır belki de…
  • Anmacılık hastalığından da kurtulmak gerekiyor. Bizde acı biter mi?
    Bazen bir şeyin yıl dönümünde o şeyle alakalı hiçbir şey hissetmezsin, bu bir gerçek. Buna rağmen kalıp ve hissiz cümlelerle yine de yapmak mı? Bilemiyorum. Evet bazen o an için değilse bile tarihe not düşmek için yapılır bazı şeyler. Ama birbirinin neredeyse kopyası yıllar o şeye biraz saygısızlık gibi geliyor, eskitiyor sanki.
    Halbuki canlanmaya ihtiyacımız var.