• ...Nitekim "Hadis/Sünnet" eğitimi günümüz İslam dünyasında genelde klasik Hadis Usûlü bilgilerinin ve birtakım hadislerin öğretilmesinden öteye geçmemektedir. Hadis Usûlüyle ilgili olarak verilen bilgilerin pekçoğu öğrenciler açısından günlük hayatta uygulanma imkanı bulunmayan bilgilerdir. Ayrıca verilen Hadis/Sünnet eğitimi, hadislerin "rivayetiyle" ilgili bilgileri ağırlıklı olarak verilirken "dirayet" yönüne, yani anlama ve yorumlama, onlardan hayatta esas alınacak ilkeler çıkarma hususuna çok az ağırlık vermektedir. Özellikle geçmiş bilgilerin aynen ezberlerletilmesi sebebiyle öğrenci, tenkit zihniyetinden uzak yetiştirilmekte, nakilci ve ezberci kafa yapısı oluşturulmaktadır. Üstelik Hadis Usûlüne dair verilen bilgiler içerisinde doğruluğu tartışmalı veya yanlış bilgiler de bulunmaktadır....
    Bu sebeple günümüzde verilen Hadis eğitiminin tek yanlı, nakilci, ezberci, tenkitçi zihniyetten uzak olmak gibi kusurları bulunmaktadır.

    Hadis metinlerinin öğretiminde de durum bundan farksızdır. Öğrenciye öğretilmesi amaçlanan hadisler şart ve ihtiyaçlara göre seçilmemekte, genelde "birey"i ilgilendiren konular, o da gelişi güzel belirlenmektedir. Hadislerle toplumsal konular, hele evrensel/global problemler arasında ilgi kurulmasına ise hemen hiç çalışılmamaktadır. Hadislerin anlaşılması ve yorumu da lafızcılıktan öteye pek gidememektedir.

    Hz. Peygamber'in hayatı(Siret) ise, bir tarihi olaylar dizgisi olarak ve kuru bir uslüp içerisinde anlatılmaktadır.

    Kısacası Sünnet-Siret, "yaşanması gereken" bir olgu olarak değilde "bilinmesi gereken" bir malumat olarak algılamakta, bu ise, verilen eğitimden istenen sonucun elde edilmemesine yol açmaktadır.
  • Presidential Debate 2020 - Biden & Trump
    https://youtu.be/wW1lY5jFNcQ
  • Keşke 17 yy.da ki gibi tartışmalı ve hassas konuların işlendiği kitaplar başka dilde yazılsa da linç için hazırda bekleyen ekşi sözlük, facebook, twitter ahalisi okuyamasa...
  • Ermenistan ve Azerbaycan arasında tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesinde dün başlayan çatışmalar sürerken, Ermenistan Türkiye'yi Azerbaycan'a doğrudan askeri destek vermekle suçladı.
  • Bütün insanlar hepimiz gibi günahkârdır, neden kızıp tartışmalı?
  • Rasullullah (sav) peşin 10'a veresiye 20'ye diyerek bir satışta iki satışı yasakladı hadisi de nakledilmektedir.

    Bu hadis-i Şeriflerin yorumunda ihtilaf edilmektedir. En iyisi tartışmalı şeylerden kaçınmaktır.
  • 524 syf.
    ·11 günde·Beğendi·7/10
    Serinin 4.kitabini bitirmiş bulunmaktayım. Bu seri konusunda biraz kararsizim okurken yorulduğum sıkıldığım kısımlar da oldu. Meraktan okumaya devam ettim ama beni seride önce okuduklarım kadar heycanlandirmadi.Simdi Mahpusa doğru yola çıkmaya can atıyorum:)Begendigim bölümler tabiki oldu .

    Nedir peki Sodom ve Gomorra?Bu ismin bu kitaba veriliş sebebi ne olabilir sizce?Merak edenler ufak bir araştırma yapıp bu isimlerin Lut Peygamber döneminde helâk olan kavmin üzerinde yaşadığı şehirler olduğu bilgisini edinebilir.Sodom ve Gomora yada sodomizm literatürde(,dini kitaplarda geçen kissasi sebebiyle Lut kavmi)lanetlenmiş,ahlaka aykiri eylemlerde bulunan,bir toplum veya kişinin ahlakdişi eylemini betimlemeye yarayan bir tabir haline gelmiş daha çok.(ilahi cezayi yiyenlerden biri de bu sehirlerden birinde yasayan, ibadetini tam yapan bir adamcagizdir. tanrinin burdaki dusuncesi de kendi ibadetini etti ama digerlerine bir kere bile yanlis yapiyosunuz dogru yol budur demedi dusuncesidir.)

    Ek bilgi=Ürdunde Lut gölünü canlı görmüş bir insan olarak toprağının kesinlikle farklı olduğunu söyleyebilirim. zaten dünyanın en tuzlu gölü ve içerisinde hiç bir canlı yaşayamıyor üstünde ve karada yer yer tuz tabakalarina rastlayabilirsiniz .Baya akışkan toprağa sahip yine rengi ,kokusu farklıdır içine çekiyor bastığınızda havası oldukça sıcak yürünmesi de orada mesakatlidir.Toplam gitmesi 4 saatimizi almıştı.Koca Daglarin şekli,görüntüsü büyüklüğü içindeki oyuklar da farklı yer yer değişiyor ben gördüğüm bir çok yer gibi olmadığına eminim mutlaka birgün ziyaret edin sevgili okurlar bir kavmin helak olduğuna olan inancınız belki oluşur çünkü ben görünce çok sasirmistim
    (Incelemeye daha sonra çektiğim fotoları dahil ederim)

    Yazarin eşcinsel olması Ve kahramanımız Marcelin hetereseksuel olmasi toplumun nasıl baktığı o yönden anlatımı güzeldi. Beğendim kafamda hep kurabildim yani bir tur denge vardı.Dönemin Fransa’sında her ne kadar bu tür ilişkiler gizlilik içinde kurulsa da sosyetede yaygın ve normal bir davranış olarak görüldüğü anlaşılıyor.Proust eşcinsel diyoruz ama kitapta eleştiriyor,bazı yerlerde tiksinti duyduğunu yazmis,bazı yerlerde çok az normal görmüş yani sanki gizlemiş gibi geldi bana.;ama bu durumu onaylamıyorum.Bu cinsel yönelimi ya öveceksiniz ya da susacaksınız anladığım kadarıyla niye çünkü sosyal medya öyle istiyor.İsteyen istediği ile istediğini yapsın; tabi asalım keselim kafasında da değilim. Ama benim gözümde normal değildir.Biyolojik olarak dogal olmadigini savunuyorum, cunku dogal olsaydi daha farklı olurdu mesela ureyebilirlerdi.(Hayvanlarda da eşcinsellik var ama ensestlikte var ona bakarsak)Ben eşcinselliği savunmak beyinsizliktir demiyorsam, başkası da eşcinselliği savunmamak beyinsizliktir,yobazliktir diyemez.Eşcinsellere karşı herhangi bir nefretim yok hatta top,ibne yumuşak,ilik denilmesine karşıyım hakaret kabul edilemez.Sadece eşleşmelerde formülsel bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum.Hastalık mı tercih mi orası tartışılır ama açık olan şudur ki eşcinsellik doğaya dolaysıyla evrime ters düşer.
    Eşcinsel birliktelikler kısır ve vücud sağlığını bozan yönelimlerdir ;hangi toplum grupta ülkede olursa olsun.Heteroseksuel olup bu kadar nefsine yenik dusen insanlar da var elbette, onlar da ayni igrenclikte ve sapkınlığa olduğunu yazar çizerim.
    Kıbrısta eşcinsel bir arkadaşımız vardı
    Kütüphanede denk gelince konuşurduk başkalarına nasıl davranıyorsak öyle davranırdık.Eşcinsellere saldıranlara, eşcinseller'den daha fazla gıcık kapan bir müslümanım.ancak tüm bu hoşgörüme rağmen, eşcinsellik'in bir sapıklık olduğunun gizlenmeye çalışılması ve bunu "karşı cinsi sevmedin bir de kendi cinsini dene" şeklinde lanse edilme çabalarından da rahatsızlık duyuyorum.benim canımda burnumu karıştırmak, yüksek sesle geğirmek istiyor..ama bunları yapmıyorum..herkes her canının istediğini yapıp bir de bu normaldir diye felsefe yapsa..olmaz yürümez bu hayat.
    sövmekle övmek arasındaki dengeyi kuramıyoruz yani. Benim kimseyle bir derdim yok ama güzellenmesine karşıyım. sanki normali o da diğer fikirler anormalmiş gibi delicesine etrafa saldıranlara kabul ettirmek için herşeyi yapan güruha yine karşıyım.
    Her neyse bu konu üzerinden daha fazla yazmak istemiyorum çünkü taşlayan grup hep hazırda iki taraftan.
    Burda proustun anlattığı belki de buydu Aşkın helak olma yönüne deginmesi..Gerci Aşkta sayılmaz tamamen kıskançlıklar sürekli değişimler yoruyor okurken.
    kitapta bir bölüm var,otel de babaannesini hatırlıyor,eski anılarını anlatıyor,insanın canını acıtan bir bölüm temelli ayrılmak hakkında..Ozellikle anneannesine duyduğu özlem beni çok duygulandirmisti.
    Zaman konusunda ;Astral seyahat mi ne yaptım inanin hala bilmiyorum kitabı okurken ama hala etkisi üzerimde bu konuda beni garip bir hale sokuyor sevgili proust.
    Benim seride en çok dikkat ettiğim dünkü benle bugünkü beni güzel bir şekilde ortaya koyması oldu ve şuan düşündürmesi .yaptığım düşündüğün şeylerin felsefesini yakaladım diyebilirim. Valery, Proust konusunda şöyle diyor: “Proust, öbür yazarların atlamaya alışık olduğu şeyleri böler ve bizde sonsuza dek bölebilme duygusu uyandırır.”
    He işte tamda böyle oldu.Yaratmanin eşsiz gücü bir sanatçıyı gitmeyi arzu ettiği bir yere değil de kendi gideceği yere götürmesinde yatar. Nasıl ki düşler denetim altına alınamazsa, bir sanat yapıtının gelişiminin en doruk noktası da çok küçücük ayrıntılar dışında denetim altına alınamaz. Hele yazar bir kez romanının “ses”ini buldu mu o ses işte orada hipnotize edici güce ulaşır.Bence proust o sesi yakaladığı için bu kadar başarılı oldu başta bilmiyordu ama Yazmak onda bit tutkuyu oluşturdu. Yazdıkça kendini kaybetmeye başladı. Yaşamaktan daha önemliydi anlatmak çünkü yaşamak yaşanmış olanla sınırlıydı, oysa anlatmak yaratmaktı onun dünyasında..

    Bu eserinde yine durağan bir yapıdan ziyade canlı, değişen ve son bulan bir vücudun düzenini bulmak mümkün. Bir nevi Zamanın değişim yoluyla neden olduğu olumsuz etkilerin yanında gerçeğin keşfinde oynadığı rolle olumlu bir yanından da söz edilebilir. Proust’un kitapta yine gerçeğin zamanla keşfi üzerinde de duruyor.içerisinde yer alan kişiler açısından, gerçeğin keşfi için belli bir sürenin gerektiği görülmektedir.
    Mesela Proust kitapta toplum da zamanın gücünden nasibini alıyor (kişilerden ziyade) zira zaman toplumun da değişmesine neden olmuş. Toplumda zamanla değerler ve bakış açılarında değişimler yaşanmaya başlamış.Zamanın nesne ve mekân üzerinde de etkisi söz konusu. Mekanlar da zamanla değişmiştir. Ancak zamanın nesne ve mekân üzerindeki etkisi olumsuz yönde olup onların bozulmasına neden olmuş daha çok.Gerçeğin peşinde ya da araştırmasında olan Proust için zaman, önemli bir rehber ya da yol gösterici konumunda.

    Kitaptaki karakterlerimiz epey kalabalık şöyle= anlatıcı-kahraman, annesi, Albertine, hizmetçileri Françoise, M. de Charlus, Jupien, Morel, M. de Norpois, Guermantes Dükü, Guermantes Düşesi, Guermantes
    Prensi, Guermantes Prensesi, M. de Cambremer, Mme de Cambremer, Legrandin (Mme de Cambremer’in kardeşi), Mme Villeparisis, Andrée, Elstir, Rachel, Parme Prensesi, Dr.Cottard, Mme Cottard, Mlle Bolch, M. Bloch, Bergotte, Saniette, Mme Bontemps, Mlle Vinteil, vb.

    Proust’un anlatıcı-kahramanı durağan değil, sürekli gelişen kişiliğe ve bir bakış açısına sahip kitapta . Anlatıcı-kahramanın aşk konusunda da düşüncelerinin zamanla değiştiği görülüyor. Özyaşamöyküsel roman olarak da kabul edilen yapıtın ilk cildinden son cildine anlatıcı_kahramanın kendinde yaşadığı ve çevresinde tanık olduğu değişimi görmek mümkün.anlatıcı-kahramanın gözünde gerçeğin zamanla keşfinin bir belgesi niteliğindedir. Bu bağlamda Proust’un romanı bir deneyim ve öğrenme romanıdır denilebilir.

    Swannların tarafında'nın ana karakteri Swan' in ve anlaticinin gözündeki yüce konumu zamanla değişime uğraması ve ikinci kez(ilk kez odette ile evliligi) bu sefer Dreyfus taraftarciliği yuzunden ,aristokrasi çevresindeki yerini belirlemesi(sayginliğini kaybetmesi) hem ,davanin yankılarinin devami hemde ben bir okuyucu olarak üzüldügum bir nokta oldu,Çünkü Swan Kayip zaman izinde serisindie ilk tanıdığım sevdiğim karakterdi..

    Proust kitapta farklı duygulardan bahsediyor.Fransız yüksek sosyetesindeki salon hayatının, sosyete ritüellerinin ya da dönemin siyasi ikliminin avrupa insanının dimağına nasıl da etkiledigini degistirdigini sahteleştirdiğini görüyoruz.Kitapta diyaloglar üzerinde de görülebilir.yuksek sosyetede insanlar dorde ayrılıyor okuduğum kadaŕiyla proustun bana öğrettiği başka bisey :)
    1)arkanizdan kotu konusan seviyesizler
    2)arkanizdan iyi konusan sinsiler
    3)onunuzde kotu konusan kabalar
    4)ve onunuzde iyi konusan yalakalar..

    Kadinlar hakkindaki değiskenlik gösteren arzularinin kurbani Guarmentos düşesi ve Gilberte oluyor.Albertinede bekleyişleri,kiskancliklari,an an dengesizlikleri aşk,heycan,arzu gibi duygularin uzunca betimlemeleri yer buluyor.İçsel-duygusal gel _gitler(marcel de biraz dengesiz ve sklgan bir yapiya sahip),Albertine ile Guarmentos düşesi uzerinden anlatılmış.

    Kitapta belki ögrendigim farklı bir konu insanın iç dünyası ve kendimiz olmamızı yine öğretmesi oldu..
    Hayatta iyiliği de, kötülüğü de içinde barındıran, düşe kalka yürüyen, eksile eksile büyüyen, kah gülüp, kah ağlayan, sorgulayan ya da sıkıca gözlerini yuman, manasızlıkta mana arayan insanoglu... son edindiğim haydar ergülen'e ait bir kitapta ise şöyle anlatıliyor;

    "insan kısadır babaannem derdi ki: insan kısadır oğlum ve bilmezden gelir kısalığını, bilseydi yarışmazdı yollarla, göğe evler yükseltmezdi.Nazlı babaannem sözü de uzatmazdı ısrarı da az söyler, usul söyler, pir söylerdi bir de adamın kötüsünü piyade, sözün fazlasını şiir yaparlar derdi, piyade olduğumu da gördü şiir yazdığımı da küçücük bir büyük anneydi, onu yitirince anladım kısacıkmış her şey, insan kısaymış ağaçtan, ikindiden, elmadan, güneşten, kardan, yağmurdan, gölgemiz bile bizden uzunmuş, ya çocukluk o da rüyasından kısaymış meğer, sanki altı kardeş nöbetleşe rüya görsek hepimizden bir çocukluk belki çıkarmış, "bu dünya bir pencere" türküsünü söylerdi de anlamazdık, bu dünyaya alıştık, şimdi zor geliyor dünyadan gitmek, bazen rüyama geliyor, kısacık kalıyor, bir gülümseme kadar. "çok uzatma" diyor "şiiri, kimse anlamaz ve ömrün de uzamaz bundan," insan yanlışlarıyla büyür, aşkı uzun boylu sanırdım anladım ama, ne zaman, harflerinden de kısaymış aşk, bazen yazıncaya kadar geçiyor, bazen zaman alıyor aşkı içimizdeki ormandan kurtarmak aşk kısa, şiir uzun, sözgelimi bir ağaç kaybolsa da orman yine orman, ya bir harfi kaybolsa, zaten kaç harf ki insan."

    " ne var ki insanlar, biz kendilerini tanıdıkça, tahrip edici bir karışıma batırılan bir maden gibi, yavaş yavaş, gözümüzün önünde meziyetlerini ( bazen de kusurlarını ) kaybederler)"

    üçüncü kitaptan kalan konu olan dreyfuss davasına da yeniden yer veriyor bu eserinde.Kitabin sonu beni şaşırttı söylemeden edemeyeceğim:)

    Kitabin adını aldığı Kıssanın uzun hali öğrenmek isteyenler için;

    "sodom ve gomore yahudi-hristyan kulturunde adlari sapkinlikla ozdeslesmis varligi tartismali kentlerdir. bu sehirler ile alakali bilgileri tevrad (tekvin, bab 18-19) ve kuran'dan (neml 54-55) ediniyoruz. kuran'da lutilik olarak gecen ve kapali bicimde yer alan olay, tevrad'da son derece acik ve ayrintili olarak anlatilir.
    buna gore gecmiste lut golunun bulundugu yerde sodom ve gomorra (gomore) adli iki kent bulunuyordu. bu kentlerin erkekleri kadinlarla ters iliskiyi tercih ediyor ve erkeklerle de iliski kuruyorlardi.
    tanri bu 'ahlaksizliga' daha fazla tahammul edemez ve cezalandirmaya karar verir. her iki kenti de yok edecektir. fakat ibrahim peygamber, tanri'ya orada hic yoksa elli ahlakli insanin yasayabilecegini, onlara yazik olacagini soyler. ibrahim peygamber'in tanri'yla yaptigi yakari/pazarlik sonucunda tanri, 10 tane ahlakli insan bulunursa bile bagislayacagini soyler ve iki melegini durumu saptamasi icin sodom'a gonderir.
    melekleri sehirde yasayan lut peygamber karsilar ve sehrin erkeklerinin karakterini bildiginden son derece guzel goruntulu iki melegi onlarin kentte dolanma istegine ragmen evine kapar. ancak sodom'un sapkinlari iki guzel erkegin geldigini duyarak lut'un evini cevirirler. lut onlara yalvarir ve rusvet olarak iki kizini teklif eder. 'onlara ne isterseniz yapin konuklarima dokunmayin' der. fakat bunu reddeden sapkinlar zor kullanmaya kalkinca melekler onlari kor eder ve lut'a ailesini alip kacmasini soylerler.
    lut, kizlari ve damatlari once tsoara kentine siginirlar. bu arada tanri gokten tas ve ates yagdirarak iki sehri yok eder''

    Sonraki uçuşum Mahpusa orda görüşürüz :)