Vâkti geldiğinde şu ân soluklanan herbirimiz, ârşa uzayıp giden dikili mezâr taşları gibi mücerret kalacağız. Adına ölüm dediğimiz, esâsında âşığın mâşuğuna kavuştuğu o visâl eyyâmı, nâgehan kapımızı tıklatacak. Gelen misafire hâzırlık dâhi yapmamış olan bizler, ölümün müstehzî bakışlarıyla buluşacağız.Tekmil âzalarımızla, müthiş bir ürperti, bir soğukluk geçireceğiz. Korkuyoruz... Mihmân olarak geldiğimiz deh'r-i dünyâda padişah gibi yaşadığımız için utanıyoruz, âhlanıp vâhlanıyoruz. Bunlar son terennümleri oluyor insân denilen zebûn mâhlukâtın. Ve son bir vâsiyet dökülüyor dudaklarımızdan.
"Olmaz da, ben ölürsem şâyet, mezâr taşımın dibâcesine şu söz yazılsın:
âh mine-l âşk..."