Tanrı’nın erkek olduğu bir din olan Hristiyanlıkta, anaerkil bir kültürün içinde bulunmak çok zor. Eğer evi yöneten kişi kadın ise, erkek olan Tanrı korkusu kimsede olmayacaktır.
Sakin görünüyor ama az sonra bir daha aynaya bakmayacağına karar vererek beklemeye başlayacak. Zaman artık onun ellerinde olmayacak. Ona sadece pencereden gölgelere bakmak ve kendi kendine aşkının gelip gelmeyeceğini sormak kalacak. Erkek bunu bilmese bile o bir erkeğin merhametine kalacak.
Hint alt kıtasında, kafa avcıları parayla komşu kasabaların kadınlarını avlayıp dişi ruhun özünü bulmak için ganimetleri incelerken, aynı sırada, Avrupa’da doğan psikanalist, kanepede yatan binlerce bireye, “Bir kadın ne ister?” diye soruyordu. Az da olsa tanıma merakı, hareket hâlinde bir bilmece.
Kapıdan girenleri boyun eğmeye mecbur kılan bir detay olarak, bütün yerleşim yerlerinde kapılar alçak. Bu, aile tarafından konmuş kaçınılmaz bir saygı işareti.
Aile içinde olduğu kadar aile dışında da agresif olmak onursuzluk. Bu, anaerkil toplumun belirgin bir özelliği. Her türlü şiddet reddediliyor. Herhangi bir aşırı tepki, özellikle zor kullanma, kötü görülüyor. Bizim dünyamızda erkeklik, cesaret ya da sporun tuzu biberi olarak tanımlanabilen şey onlar için dayanılmaz olan. Bunu tam olarak karşılayan terim ise utandırmak.