İyi bir sigara yakıp cam kenarındaki koltuğun yastıkları arasına gömülürken hayat nasıl iyi, ödülleri nasıl tatlı, bu garez veya kin nasıl önemsiz, arkadaşlık ve insanın kendi tarzındakilerden oluşan bir çevre nasıl da hayranlık uyandırıcı görünüyordu.
Sevmekten korkuyorum. Başı her manada boş bırakacak yalnız bir şey olduğunu biliyorum ve ondan karanlıktan, riyadan, zulümden, hürriyetsizlikten korkar gibi ürküyorum.
Benimle beraber belki ona yakın insan, gördükleri herhangi bir filmin rüyasını ayakta görüyor ve yataklarının ümit, hayal, güzel günler veyahut uykusuz, muharebeli geceler, sığınaklar düşündüren ılıklığına bir an evvel kavuşmak için bir türlü gözükmeyen tramvaya sabırsızlanıyorlardı.