"Don Quijote, hanın birkaç lokmalık yemeğini hızla bitirerek hancıyı çağırdı ve onunla birlikte ahıra kapanıp önünde diz çöktü, konuşmaya başladı: "Yiğit şövalye, şerefinize şeref katacak, insanoğlunun yararına katkısı olacak ricamı kabul etmediğiniz sürece, bu olduğum yerden kıpırdamayacağım." Konuğunu ayaklarının dibinde diz çökmüş halde gören ve bu
sözleri duyan hancı, şaşkınlıkla Don Quijote'ye bakıyor, ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyor, ayağa kalkması için ısrar ediyordu. Don Quijote katiyen kalkmıyordu, sonunda hancı ricasını kabul ettiğini söylemek zorunda kaldı. "Soylu efendim, ben de majestelerinden bunu bekliyordum," dedi Don Quijote. "Cömertçe kabul ettiğiniz ricam şudur: Yarın bana şövalye unvanı bağışlayın; bu gece şatonuzun kilisesinde silahların başında nöbet tutayım; yarın da, dediğim gibi, en büyük isteğim yerine gelsin ki, gerektiği şekilde dünyanın dört bir yanına serüven aramaya, şövalyeliğe, bir gezgin şövalyeye yakışır şekilde, yardıma muhtaç olanlara hizmet etmeye gideyim; istidadım bu yöndedir."
Daha önce de dediğimiz gibi biraz hınzır olan ve konuğunun aklının pek yerinde olmadığını sezen hancı, bu sözleri duyunca tahmininde yanılmadığını anladı. O gece gülünecek bir şey olsun diye, istediğini yapmaya karar verdi ve isteklerinde, ricasında çok haklı olduğunu, heybetli görünümünden de belli olduğu üzre, onun gibi yiğit bir şövalye için bu arzunun çok tabii olduğunu söyledi."