Ayn Rand, daha sonraları başyapıtı olarak anılacak Hayatın Kaynağı kitabını bastırmak için on iki yayınevinin kapısını çaldı ve ret cevabı aldı.Ama yılmadı,”oyunda kaldı” ve sonunda kitabını basacak bir yayınevi buldu.Kitapları toplam iki yüz yetmiş beş milyon satan ABD’li gerilim romanları yazarı John Grisham ilk kitabı için yirmi sekiz yayınevinden ret almıştı.Yılsaydı hem onun için hem de biz hayranları için büyük bir kayıp olacaktı.Ramanujan da çalışmalarını profesyonel matematik dünyasına duyurmak için adını bildiği düzinelerce matematikiye mektup yazdı.Hiç olumlu cevap almadı.Yılmadı,oyunda kaldı,yazmaya devam etti.!9 Ocak 1913’te Hardy’e yazılmış o meşhur mektup ile ne ilk mektuptu ne de eğer cevap alamasaydı son mektup olacaktı.
İngiltere’de 1748 yılından 1909 yılına kadar Cambridge Üniversitesi Matematik Bölümünden mezun olmak için üç yıllık eğitimin sonunda Tripos adı verilen bir sınava girmek gerekiyordu.Adını ilk zamanlarda sözlü yapılan sınavlarda adayların oturduğu üç ayaklı tabureden alan bu sınav günlerce sürer ve öğrencilere yüzlerce yazılı soru verilirdi….İlk on bes ya da yirmiye giren öğrencilere "wrangler" denirdi.Kelimenin “savaşçı” “kavgacı” ve “çoban” gibi değişik anlamlarının hepsi bu günler süren sınavda başarılı olanlara yakışan birer özelliği gösterir bence.
….
Tripos sınavlarına zaman zaman kadınlar da girmişti ama henüz kadınların toplumdaki yerinin mutfak,yemek odası,ütü odası ve çocuk odası dörtgeni dışına çıkmadığı bir çağda kadınların bu sınavlarda elde ettiği sonuçlar erkek öğrencilerin sonuçlarından farklı bir yöntemle ilan ediliyordu.Örneğin bir erkek öğrenci on beşinci oluyorsa on beşinci olduğu ilan edilirdi ama kadın öğrenci on beşinci olursa ondan sonra gelen öğrenci on beşinci ilan edilir, kadın öğrenci on dördüncü ile on beşinci arasında bir derece yaptı" denirdi.Bu saçmalığın intikamını 1890 yılında Philippa Fawcett aldı.Sonuçlar açıklandığında Fawcett' in birinci gelen öğrencinin önünde yer aldığı bildirilmişti.
Oysa bu hatalar öyle normal insanların yaptığı gibi sayıları çarpıp bölerken yapılan dikkatsizliğin değil, sonsuzluğa kafa tutarken gözden kaçmış derin bazı ayrıntıların yol açtığı hatalardı.
Bir ölümlünün büyüklüğü bazen başaramadıklarının büyüklüğüyle ölçülür.
Sonsuzluğu Bilen Adam filminde hayatı anlatılan Srinivasa Ramanujan sonsuzluğu hepimizden daha fazla kavrayabiliyordu kuşkusuz ama insan beyninin sınırları sonsuzluğun karşısında ne kadar direnebilir ki?