Klasik Osmanlı şiirinde, her daim kul ya da köle rolünü benimseyen şair her biri güçlü efendiler olarak temsil edilen Allah’ın, baninin ve sevgilinin kalbini kazanmak için yılmadan ve umutsuzca çaba gösterir. Efendisini sonsuza denk beklemek ve efendisine sabırla hizmet etmek, madunun/aşığın kul olduğunun yanı sıra efendisine/sevdiğine bağlılığının da ifadesiydi.
Erken 20.yüzyıl halkbilimcisi Abdülaziz Bey’e (1850-1918) göre külhanbeyleri, ya yetim ya da evden kaçan veya kovulan çocuklardı. Hamamcılar kışları bu çocukların külhana geçmelerine izin veriyor, karşılığında da çocuklar hamamlarda çalışıyorlardı. Bazıları her türlü ufak tefek, vasıf gerektirmeyen işleri alarak ve bazen de hırsızlık ve yankesicilik yaparak hayatlarını kazanıyordu. Diğerleri de gün içinde hamamlarda çalışırken geceleri de “döşek yoldaşı” olarak yeniçerilere fahişelik yapıyordu…Yoksul, savrulmuş ve savunmasız bu oğlan çocukları, karşılığında bir ödeme ve koruma alacaklarını umuyorlardı.
Osmanlı İmparatorluğu’nu kapsamlı bir şekilde gezen Fransız diplomat, bilim insanı ve yazar François Pouqeville (1770-1838), kış mevsiminde hamamların “haydutlar, ayyaşlar, dilenciler” dahil olmak üzere “evi olmayan zavallı viranelerin sığınağı” olduğunu yazmıştı.
İstanbul’da yaşayan evsiz insanlar sıcaklığı ve sığınağı kentin dört bir yanına dağılmış çok sayıdaki hamamların külhanlarında aradılar. Bu kişiler, alaycı bir şekilde, “külhanbeyi” olarak anılıyordu.