Bazı kâbusların nedeni, rüyada görülen kişi ya da nesnenin varlığı değildir. Bazen kâbus, tam tersine, rüyadaki nesnenin varlığının kendi yokluğunu çağırması nedeniyle ortaya çıkar.
Örneğin,
"Sizce güç, adaleti her zaman gömebilir mi?"
Selam kitap dostlarım! Bugün sizlerle, Yiğitcan Erdoğan’ın Türk siyasi tarihinin en karanlık ve gizemli olaylarından birini merkezine alan "Ankara Cinayeti 1945" adlı çizgi romanını paylaşmak istiyorum.
Ayrıca Yazar Yiğitcan Erdoğan, çizerler Gizem Malkoç, Gülenay Elif Atmaca ve Selçuk Ören'in çizimleri çok beğendim.
Hikaye, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen bitiminde, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde yaşanan sarsıcı ve gerçek bir olaya dayanıyor. Ankara’nın en ünlü doktorlarından Neşet Naci Arzan, Samanpazarı’ndaki yazıhanesinde öldürülür.
Cinayetin hemen ertesi günü Reşit Mercan adında bir genç teslim olup suçu üstlense de, olay göründüğünden çok daha karmaşıktır.
İşin derinine inildiğinde, bağlar devletin zirvesine kadar uzanır.
Katil zanlısının cinayet silahını temin ettiği kişi, dönemin Genelkurmay Başkanı’nın oğlu ve aynı zamanda valinin özel kalem müdürüdür.
Skandalın büyümesini engellemek isteyen Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın, genci makamına çağırarak suçu üstlenmesi için baskı yaptığı iddia edilir.
Olay kısa sürede bir cinayet davası olmaktan çıkıp, perde arkasında devasa bir güç savaşına dönüşür.
Yiğitcan Erdoğan, sadece 88 sayfada İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen dünya dengelerini, taze başkent Ankara’nın atmosferini ve tek parti döneminin bu en büyük "derin devlet" skandalını çizgilerin gücüyle anlatıyor.
Tarihe ve çizgi romanlara ilgi duyanların kesinlikle göz atması gereken bir eser.
David'in gözde öğrencisi Drouais 1784'te Can Çekişen Atlet ya da Yaralı Savaşçı adıyla bilinen, pek iddialı bir yapıt sergiler; resimde acıyı son derece ilginç bir biçimde dışavuran bir
Platonun Mağara alegorisini duymuşsunuzdur.
“Üç kişi doğduğu günden beri bir mağarada sırtı mağara girişine dönük olarak zincirli bir şekilde yaşıyormuş. Görebildikleri tek şey mağara duvarına yansıyan gölgelermiş. Bir gün içlerinden biri zincirini kırıp mağaradan kaçıp gerçek dünyayı görünce aslında gördükleri şeylerin yalnızca birer gölgeden ve duydukları seslerin yalnızca yankılardan ibaret olduğunu anmış.
Mağaraya dönüp diğer iki arkadaşını kurtarmak istediğinde onlar onun gibi delirmek istemediklerini söyleyerek mağarada kalmayı sürdürmüşler.”
Haydi bu sabah düşünelim senin gerçeği görmeni engelleyen mağara hangisi? Bahanelerin zincirlerin mi? Ne zaman vazgeçeceksin “Ama” ile başlayan cümlelerin esiri olmaktan?
Hadi uyan artık! Kendi zindanının esiri olmadan!
Günaydın🧚🏻
Merhaba bu benim ilk postum. Hatta bu benim galiba internet üzerinden paylaştığım ilk yazım. Bir takım düşüncelerle boğuşuyorum buraya yazarken, bunu yapmamın bana hiçbir katkısı olmayacağı, kimsenin