• Yunus, mezar taşına "hece taşı" demekle ne kadar derinlere inmiştir. Evet, hayat tek bir heceden ibarettir ve onun ismi "ân"dır.

    | Necip Fazıl Kısakürek
  • Fatiha Suresi, Mekke’de inzal olmuştur. 7 ayettir.
    Bir şeyin ismi, o şeyin bilinmesinin, tanınmasının aracıdır. Allah’ın İsimleri’de (Esmau’l Husna) özellikleri itibariyle delalet eden nev’i suretlerdir. Allah’ın sıfatlarına ve zatına delalet etmek üzere kullanılırlar. Varlıklarıyla Allah’ın vechine, taayyun edişleriyle de Allah’ın birliğine delalet ederler. Çünkü isimler (esmalar), Allah’ın tanınmasına, bilinmesine aracılık eden zahir işaretlerdir.
    “Allah” lafzı, mutlak olarak ve olduğu gibi ilâhi zatın ismidir. Ki bu da zatın sıfatlarla muttasıf olması veya muttasıf olmaması itibariyle değildir.
    “Rahman”, herkese hikmetin gerektirdiği şekilde varlık ve kemal bahşeden demektir. Varlıkların varoluşlarının başında sahip oldukları kabiliyetler de bu ismin kapsamına girer.
    “Rahîm” ise, son itibariyle insan türüne özgü manevi kemali bahşeden anlamına gelir. Bu yüzden “Ey dünya ve ahiret Rahman’ı!” ve “Ey ahiret Rahim’i!” denilmiştir. Buna göre “Besmele”nin anlamı şöyledir: İlahi zatın ve bütün sıfatlarla birlikte azamet sahibi Hakk’ın mazharı, genel ve özel rahmeti kapsayan kâmil insaniyet suretiyle başlıyorum, okuyorum. Besmele; İsm-i Azam’dır / en büyük isimdir.
    Nitekim, Allah Rasulu (s.a.v) bu anlama şöyle işaret etmiştir:
    - “Bana bütün sözleri, anlamları kapsayan verildi ve ben üstün ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.”
    Kelimeler, varlıkların hakikâti ve özüdür. Mevcudat Allah’ın kelimeleridir. Hepsi Kün! / Ol! hükmünün eseridir. Nitekim, Hz. İsa’ya (a.s)da “Kelimullah / O’nun (Allah’ın) Kelimesi” ismi verilmiştir. Kur’ân’da: “Meryemoğlu İsa yalnız Rasuldur ve kelimullah’dır (O’nun kelimesidir). Buyrulmuştur.Üstün ahlak ise, varlıkların fiillerinin kaynağı olan hallerinden ve özelliklerinden ibarettir ve bu da kapsayıcı insani oluşla sınırlıdır.
    Burada ince bir husus üzerinde durmak istiyoruz. Şöyle ki: Nebiyler (a.s) hece harflerini varlık mertebelerine karşılık olarak kullanmışlardır. İsa (a.s) ve Emiru’lmumînin Ali (keremallahu vechehu) zamanında, ayrıca bazı Sahabeler devrinde böyle bir kullanıma işaret eden metinler bulunmuştur. Bu yüzden “Varlıklar “Bismillah”ın “ba” sından zuhur etmiştir ” denilmiştir. Çünkü “Ba”, Allah’ın zatına işaret etmek maksadıyla konulan “ Elif ” harfinden sonraki harftir, dolayısıyla “ilk akla” delalet eder. İlk akıl ise, Allah’ın yarattığı ilk varlıktır ve ona şöyle hitap etmiştir: “Bana senden daha sevimli, benim katımda senden daha saygın bir varlık yaratmış değilim. Seninle verir, seninle alırım. Seninle ödüllendirir ve seninle cezalandırırım.”
    Telaffuz edilirken “Besmele” yirmi sekiz harften ibarettir. Yazılırken yirmi dokuz harften oluşur. Kelimelere bölündüğü zaman, yirmi iki harfe bölünür. On sekiz harf, on sekiz bin âlem olarak ifade edilen varlıklara işarettir. Çünkü “Elif”, geri kalan tüm sayı mertebelerini kapsayan tam sayıdır. Dolayısıyla üstünde başka sayı bulunmayan ana mertebedir. Ceberut âlemi, Melekut âlemi, Arş, Kürsü, Yedi gök, Dört unsur ve her biri kendi içinde cüzlere bölünen üç mevalid gibi ana âlemler onunla ifade edilir. On dokuz ile de bu âlemlerle birlikte insanlık âlemine işaret edilir. Çünkü insan, hayvanlar âlemine dahil olsa da şerefi, her şeyi kapsayıcı olması, varlığı sınırlandırması itibariyle kendine has özellikleri bulunan başka bir âlem ve başlı başına bir türdür. Kendisi itibariyle bir burhandır, tıpkı melekler içinde Cebrail’in özel bir konuma sahip olması gibi. Nitekim, yüce Allah “Melekleri ve… Cebrail…” (Bakara, 98) buyurarak onun bu farklı konumuna işaret etmiştir.
    “Besmele” kelimelere bölündüğü zaman ortaya çıkan örtülü üç elifle birlikte harf sayısı yirmi ikiye tamamlanır. Bunlar da zat, sıfatlar ve fiiller itibariyle İlahi Hak âlemine işaret ederler. Ki bunlar, ayrışma sırasında üç âlem, hakikâtte ise Tek âlemdir. Üç elif’in yazıda yer alması. Bu âlemlerin büyük insani mazhara zuhur edişlerine ve ilahi âlemin örtülü oluşuna işarettir.Resulullah’a (s.a.v) “Besmele”nin “ba” sının “elif”i nereye gitti? diye sorulmuş o da “Şeytan çaldı” cevabını vermiştir ve “Besmele”nin “ba”sının “elif”ine bedel olarak “ba”nın uzatılmasını emretmiştir. Bu, ilahi uluhiyetin yaygın rahmet suretinde gizlendiğine ve ancak ehlinin bileceği şekilde insani surette zuhur ettiğine yönelik bir işarettir. Bu yüzden kullanımda “nekre”dir.
    Hadiste, yüce Allah’ın Adem’i kendi suretinde yarattığı belirtilir. Çünkü zat, sıfatlarla, sıfatlar fiillerle, fiiller oluş ve eserlerle örtülüdür. Oluşların kalkmasıyla fiillerin tecellisine mazhar olan tevekkül eder. Fiil perdesinin kalkmasıyla sıfatların tecellisine mazhar olan razı olur, teslimiyet gösterir. Sıfat perdelerinin açılmasıyla zatın tecellisine mazhar olan da vahdette fena bulur. Artık ne yaparsa yapsın, ne okursa okusun mutlak muvahhit olur.
    “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla…” O halde fiiller tevhidi sıfatlar tevhidinden öncedir. O da zat tevhidinden önce gelir. Rasulullah (s.a.v) secdede söylediği şu dua ile bu üç tevhid mertebesine işaret etmiştir:
    - “Azabından affına sığınırım. Gazabından rızana sığınırım. Senden sana sığınırım.”
    Kur'an sırlarını bilen Ariflere göre, her surenin başındaki Besmele, o surenin bütün sırlarını barındırır. Bir anlam da o Besmele başında bulunduğu surenin yani ev’in (beyt’in) kapısı hükmündedir. Zira anlamlar Besmele ile açılmaktadır. Çünkü Fatihanın ilk ayeti Besmele’dir. Fatihanın anlamı: Açış yapan, açan manasına gelmektedir. Bu beyt herkese (ev) açılmaz. Bana açıldı ve içine girdim. İçinde olanları öğrendim. Bu beyt, bu kitabın kapsadığı bu menzillerin tümünün içinde bulunan hazinelerin bütün anahtarlarını barındırır. Çok yüce ilimler ihtiva etmektedir. Bunu bilen Arif, kâinatın Ondan mevcut olduğunu tahakkuk eder. Allah ile konuşan Arif için Besmele, Hak teala için "Kün = Ol" sözü mesabesindedir.
    "İhlâs" suresi evinin kapısının olmayışına, içine girilmediğine gelince, çünkü bu sure sadece tenzih “zât” isimlerini ihtiva eder. Bu isimlerle ahlaklanmanın da imkânı yoktur. Besmele sütununu meshetmekse, Rahim ismiyle ahlaklanmadan ibarettir.
  • Ey Gece...!
    Bir tek sen anlarsın beni. Nasılsa sende iki hece bende...
    Yaşamda iki hece, Ölümde...
    Şu kararan havayı tut...
    Nedir gözlerindeki siyah bulut...Gel LeyLi, bu Gece birbirimize ağlayalım.
    Gel LeyLi bu gece Hüznü yüreğimize bağlayalım.
    Gül LeyLi Güle gülmek yakışır demedim mi...?
    Gül LeyLi yüzüne yabancı bu Yaşlar,Hissetmedin mi...?
  • Yunus, mezar taşına "hece taşı" demekle ne kadar derinlere inmiştir. Evet, hayat tek bir heceden ibarettir ve onun ismi "ân"dır.
  • “Bir çocuk bir sentle çok şey alabilir.”

    William Saroyan, Bitlis’ten Amerika’ya göç etmiş Ermeni bir ailenin, orada doğan ilk ferdi olarak 31 Ağustos 1908’de Kaliforniya Eyaleti'nin Fresno kasabasında dünyaya geldi. Özlemini çektiği memleket hasretini, çok sonraları giderebilmiş -tabi giderebilmiş mi, orası biraz meçhul-. Neden diye soracak olursanız, tek bir fotoğraf karesiyle hayata olan bakışımı, bir nevi tuhaf da olsa, farklı bir pencere kattı, katmaya yetti diyebilirim. Bir tabela ne kadar anlam taşır ki, bizim gözlerimizde... Saroyan'ın, Bitlis şehir tabelasının önündeki fotoğraflarına bakmanızı isterim. Dillenemeyecek birçok şeyi-duyguyu anlatacaktır bu bizlere:
    https://goo.gl/images/KahNFW
    https://goo.gl/images/nUUDwj
    Bu da rüyasında gördüğü çeşme:
    https://goo.gl/images/9wMvH3


    Saroyan hayatı boyunca altmışı aşkın kitap –öykü, oyun ve roman– yazdı. Düzyazıda kendine özgü bir tarz yarattı. Akıcı, karşısındaki ile konuşur gibi, yaşama sevinci ve coşku dolu bu edebi tarz; kendi adıyla “Saroyanesque” olarak anılır oldu. Bir öyküsünde kendi yazdıklarını nasıl yazdığına, genç yazarların nasıl ve ne şartlar altında olursa olsun, yazabileceğine dair, çok güzel ve ümitvari söylemleri vardı.

    Kendisinin de söylediği gibi, öykülerinde tek bir şeyi anlatır Saroyan; insanı.
    "İnsanları insanlık dışına çıkaran, izleyen diğer
    insanları insanlıklarından utandıran olaylara bakarken, sorunu, bozukluğu, çıldırmışlığı ve benzeri tüm olumsuzlukları şu ya da bu halkın değil, tüm insanlığın mayasında gören bir yazar." olarak ele alır. Hatta kazandığı ödüllerden biri olan 'Pulitzer ödülünü', ticaretin sanata yön vermeyeceğini söyleyerek geri çevirir. Maddiyata hiç önem vermemiş bir geçmişe sahiptir.

    Küçük yaşta babasını kaybettikten sonra 4 yılını yetimhanede geçirir. Yetimhane... Dokuz harf dört hece... Bir cami avlusunda ya da bir baba sorumsuzluğu vb... nedenler ile başlayan; anne çaresizliği, anne kokusu hasretleriyle, gerçekleşmeyecek dileklerle, dile gelmez acılarla, kayan yıldızlar eşliğinde geçen; geceleri ile meşhur yetimhaneler...
    Şimdi bunları yazarken, bir kez daha şu hisse kapıldım; babasını yitirmiş bir çocuğu, babasını yitirmiş bir çocuk olmayana dek, hiçbir zaman tam anlamıyla anlayamacağız. Acısını hissedemeyecek, neler düşünüp, neler yaşadığına, sadece dillendirdiği kadarını bilip, iç alemine asla tam anlamıyla vakıf olamayacağız. Henüz 3 yaşındayken kaybetmiş olduğu babasının yokluğunu tasvir ederken, içim hayli burkulmuştu. Her ne kadar rahatsız edici olsa da, bazı şeyleri düşünmekten alıkoyamadım kendimi...
    Yoksulluk içinde geçen çocukluğunda; eğitim sistemiyle yıldızı bir türlü barışamaz ve onbeş yaşında eğitimine son verir. Kendi kendini geliştirmeye koyulur.
    Geldiği konumlar ona değil, o geldiği konumlara sahip olur. Ve gerçek galibiyeti elde eder; insan olur.!

    Bu kitabı, tanıdığı Süryaniler ve geldikleri coğrafyayı anlatan bölümlerden oluşuyor. 19 öyküsünün bir arada toplandığı bir kitap.
    Bir arka kapak yazısı var ki mükemmel:

    "Onu bunu namussuz diye diğerlerinden soyutlamak hakça değil. Ermeni nasıl acı çekerse Türk de acı çeker. Saçma işte, ama bunu bilemezdim o zaman. Bilemezdim şu Türk dediğimiz insanın zorlandığı yola sapan, kendi halinde, dünya tatlısı bir biçare olduğunu. Ondan nefret etmenin, aynı hamurdan çıkma Ermeni'den nefret etmeye eşdeğer olduğunu. Ninem de bilmezdi, hâlâ da bilmiyor. Artık bunun bilincindeyim ben, ama kaç para eder?"

    Berber ve Süryani olan 'Theodore Badal'dan bahsettiği öyküsünün, ayrı bir havası vardı. Bir çok kez dönüp tekrar okunası gelen bir öyküydü. Saroyan'ın berber Badal'a yönelttiği 'Ermeni misin?' sorusuna, sükunetini muhafaza edip cevap almak yerine, Saroyan şöyle devam eder;
    "Ben Ermeniyim. Bunu daha evvel de söylemiştim. İnsanlar bana bakarlar ve merak etmeye başlarlar, ben de çıkar onlara söylerim. "Ben Ermeniyim," derim. Bu anlamsız bir söz, ama söylememi bekliyorlar, ben de söylüyorum. Ermeni olmanın nasıl bir şey olduğuna dair bir fikrim yok, ya da İngiliz veya Japon veya başka bir şey. Sadece yaşamanın ne olduğuna dair küçük bir fikrim var." Tabi Badal'ın, Süryani'yim demesi; ve çekilen acıların muazzam tasvirleri dökülür dudaklarından. Çok fazla alıntısını yapmak istemiyorum. Çok güzel ve beni en etkileyen öykülerin başında gelir; Theodore Badal'dan bahsettikleri. İki halkın da yeni coğrafyalarında, yeni kültürlerini nasıl biçimlendirdikleri, ne zorluklar çektiklerini, bizlere hissetirebilmeyi çok iyi başarıyor.

    Esas itibariyle, öykülerinin çok güzel bir tadı var. Hatırında bırakıyor insanın. Dili oldukça sade ve okuyan herkesin anlayabileceği bir doğallıkla sunmuş. Herkesin okuması gerektiği kanaatindeyim. Gerek toplumsal mesaj ve ilişkileri baz almış olduğu öyküleri için. Gerekse bu topraklardan göçmüş -göçmek zorunda kalmış- büyük bir yazardan, buralara ve dünyaya olan bakışının farkındalığı için. Bir makaleden okuduğum, Saroyan'ın, "Yaşayanlar ve Ölüler" kitabının bir kıssası, çok hoşuma gitmişti. Saroyan'dan onu da okuyacağımı belirterek, incelemeye onunla son vereyim;
    "Anneannem, ‘Kürtçe kalbin dilidir’ derdi. Türkçe ise müziktir; bir şarap deresi gibi akar, yumuşak, tatlı ve parlak. Bizim dilimizse acının dilidir. Ölümü tattık hep; dilimizde nefretin ve acının yükü var."
  • Bir yere gidiyorum.
    Delice.
    Aklımda sen..

    Ben seni seviyorum,
    Gizlice
    ...
    Yüzüne bakıyorum.
    Söylemeden,
    Tek hece.
  • TEK HECE Var mı beni içinizde tanıyan?
    Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
    Kalmasa da şöhretimi duymayan,
    Kimliğimi tarif etmek zor benim...

    Bülbül benim lisanımla ötüştü.
    Bir gül için can evinden tutuştu.
    Yüreğine Toroslar'dan çığ düştü.
    Yangınımı söndürmedi kar benim...

    Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
    Benimle değişti talihi bahtı,
    Yerle bir eylerim tac ile tahtı,
    Akıl almaz hünerlerim var benim...
    “BENİM ADIM AŞK”

    /Cemal Safi