• Yaşlı adamlar yararsızdır. Hep yerler ama hiç çalışmazlar. Yılanları bile zor yakalarlar. Mümkün olduğunca çabuk ölmeleri gerekir. Yaşlı bir adam ölümün gölgesidir ve bu dünya için gereksizdir.
  • 185 syf.
    ·2 günde·10/10
    Kırık kalplere tutkun olanlar lütfen başka adrese başvursunlar...Romain Gary


    İki enkazdan bir yeni oluşur mu? İki enkaz binayı örnek alalım bunların molozlarından sağlam kalan taşlarla ne kadar yeni bir ev oluşturabiliriz? Yoksa bu enkazları tamamen kaldırıp yeni bir umut yeni bir çabayla yeni bir bina mı yapmak gerekir?..El ele verirsek bu zorluk aşılabilir mi? örneği göz alarak ve yine aynı şekilde iki yaralı insan arasında da yeni bir aşk yeni bir ilişki yeni bir hayat olabilir mi?

    Yaşamak ve görmek lazım sanırım...

    Romain Gary, dünya savaşı görmüş “büyük hayatlar” yaşamış ve 20.yüzyıla damgasını vurmuş yazarlar kuşağından. Aynı zamanda yönetmen, senarist, savaş pilotu, diplomat. 1956 yılında, Cennetin Kökleri romanıyla Goncourt Ödülü’nü almış. 1975 yılında aynı ödülü bu kez Emile Ajar takma adıyla yazdığı Onca Yoksulluk Varken romanıyla kazanmış. Böylece, bir yazara sadece bir kez verilen Goncourt Ödülü’nü iki kez kazanan tek Fransız yazar olmayı başarıp akademiye bir selam çakmış...
    Kadının Işığı, ölüme “dişilikle” soylu bir meydan okumanın romanı ve güzel bir kurguyla öncelik sonralik kaygısı gütmeden rahat yazılmış ve söylenen her cümle makale yazılabilecek kadar derin anlamlara sahip ve kesinlikle altını çizmeden üzerine düşünmeden geçemiyorsunuz.İlginç olan şudur ki Romain Gary'nın hicbir kitabı birbirine benzemez her kitabı farklı bir haz sunar.

    Bu kitaba inceleme yazmak aslında üç ana karakteri ayrı ayrı analiz etmek demek çünkü herbiri mutsuz depresif ve acılı ama hayattan kopmamış yeni arayışlarda yoldaş bir nefes aramaktalar.

    Karakterleri anlatalım biraz...ama spoiler falan olmaz...sanırım...herhalde...:))


    Michael, uzun yıllardır tutkulu bir ilişki yaşadığı eşinden uzaklaşmıştır.Çünkü eşi Yannik tedavisi olmayan bir hastalığın pençesindedir(hemen kızmayalım hastalık nedeniyle uzaklaştı zannedip)çünkü Yannik istiyor bu uzaklaşmayı ama neden mi? çünkü kocası Michael'in kendisini bu halde görmesini ve son aylarına tanık olmasını; ışığının söndüğünü görmesini, dişiliğini yitirdiğini bilmesini istememektedir. Yannik'ın bu fikri tüm kadınlara tuhaf gelebilir...( ne demek ben ölüm döşeğindeyken kocam beni yalnız bırakıp 6 aylığına şehir dışına gitsin onun yerine go to hell hani nikahta verilen hastalıkta sağlıkta sözü???)ve üstüne üstlük bir de kocası Michael'a başka kadınların ışığında mutlu olmasını ve böylece kendi hatıratını da yaşatmasını dileyerek vasiyette bulunuyor. Saygı duymaktan başka yapılacak bir şey yok!

    Lidya Towarski, kırklı yaşlarının ortalarında acılı bir anne ve mutsuz bir kadındır. Kocasının yaptığı bir trafik kazasında hem kızını hem de kocasını kaybetmiştir,aslında kocası hayattadır, ancak artık anlaşılır kelimelerle konuşup kendini ifade edememektedir.Kazadan sonra kocasına kayınvalidesi bakmakta Lidya bu kaza ve kızının kaybından sonra ucsuz bucaksız bir sorgulamaya girer şöyle ki gerçekte kocasını sevip sevmedigine onu terk etmeye kazadan önce mi sonra mı karar verdiğine hiç bir zaman emin olamamaktadır ve bu belirsizlik her daim beynini tırmalamaktadır.

    Ve...
    Senyor Galba, kitabın en renkli aynı zamanda en şaşırtıcı kahramanıdır, hayatını köpek egitmenligi yaparak iki köpek ve bir maymunla hazırladığı gösteriyi sahneleyerek kazanmaktadır. Galba da yaralı bir adam ve tarzından dolayı hiç beklemeyeceginiz kitaptaki en felsefik cümlelerin babası ve "çok kadın, hiç kadındır" mottosu esinini O'ndan almıştır, bu arada geçmişte tapındığı bir kadın tarafından terk edilmiş ve belki de bundan sonra gönül işlerinden uzak durup kadınlara olan tüm sevgisini ve bağlılığını da köpeklerinden birine vermiş ve tek endişesi köpeginden önce ölmek(köpeği onsuz ne yapar endişesi)

    Romain Gary’nin kahramanları büyük trajedilerin kahramanları gibi yaşıyorlar, hissediyorlar, konuşuyorlar. Hayatlarına apansız giren ölüm, ölüm korkusu ve uzayan ölüm halleriyle başetme yolları ve üslupları 180 sayfalık bu kitabı bir şahesere dönüştürüyor.

    Romain Gary'nin tıpkı diğer sanatçıların eserlerinde olduğu gibi özel hayatının eserlerine yansıyıp yansımadığına en iyi cevabı kendisi verebilirdi 1979 yılının sonunda soğuk bir günde başına bir el silah sıkarak intihar etmeseydi... İntiharının sebebi içinde çeşitli söylentiler çıkmış o dönem ve benim de gerçekten şaşırdığım bir olay var şöyle anlatayım;

    Romain Gary ile Amerikalı oyuncu Jean Seberg 1962-1970 yıları arasında evli kalmışlar.Fakat Seberg, bir süre sonra Carlos Fuentes’e(benim bu kitapta hemen bir önce okuduğum Terra Nostra'yı yazan ödüllü yazar) âşık olur ki Gary ile evliliklerinin sonunu getiren de bu ilişkidir. Solcu Kara Panterler adıyla kurulan zencilerin dayanışma örgütüne destek vermesi ve bu nedenle FBI’ın sürekli takibinde olması Seberg’i yıpratır ve
    8 Eylül 1979’da Paris’in dışında bir yerde arabasında ölü bulunur.Cinayet mi intihar mı belli değil ama FBI 'in parmağı olduğu düşünülüyor...

    Gary ise tüm bu olup bitenlere ancak üç ay dayanabilmiş ardından bıraktığı mektubunda (20. yüzyılın en büyük edebiyat skandalıdır) Dünya Emile Ajar’ın kendisi yani Romain Gary olduğunu intihar notuyla öğrenmiş oldu ve not şöyle: "En sonunda kendimi bütünüyle dile getirdim. Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşça kalın.”
  • 1088 syf.
    ·25 günde·9/10
    Peki ya sen, senin olan bir devirde mi yaşıyorsun, yoksa başka bir zamandan gelen bir hayalet misin?

    "Başka bir zamana mı aktarıldık, yoksa başka bir zaman mı zamanımızı işgal etti?” 

    "Doğumumuz aslında ölüm mü, ya da ölümümüz doğmak mı?"

    Terra Nostra'yı okuyunca ortasında kaldığım soru fırtınası...Bakın, bakın ne anlatacağım:)

    Dünya edebiyatının farklı tatlılarını keşfetme yolculuğumda ki bu durağım İspanyol edebiyatı ve Latin Amerika Boom kuşağının önderlerinden Carlos Fuentes oldu.Ispanya tarihi hepimizin tanıdığı gibi tabi ki Cervantes’in Don Quijote ile ün kazanmıştır. Lakin Terra Nostra da dönüştürülmüş bir tarih sunuyor bize Carlos Fuentes.Bu dönüştürülen tarih düşleri ve masalları, efsaneleri ve hayal kırıklıklarını, tüm insani saçmalıkları ve kurmaca zaman algısını gerçek zaman algısıyla birlikte alaşağı ederek veriyor.

    Terra Nostra, gerçek edebiyat okurunun tekrar tekrar okumadan geçemeyeceği, oldukça hacimli bir kitap(1080 syf).Kitaba ilk başladığında konular o kadar birbirinden kopuk gelir ki ilk 250- 300 sayfayı bitirmiş ama hala ne okuduğunu anlamamış olabilirsin ama sakın pes etme! Çünkü devam ettiğinde aslında okuduğun her şeyi anlamış olduğunu hatta okuduklarından çok daha fazlasının zihninde uçuştuğu farkedersin.

    Muhtemelen birçok okur için Hristiyan Avrupa Tarihi, Meksika-Yeni Dünya ya da İnsanlık Tarihi alt yapısı Terra Nostra ile blooming time yaşayacak...

    Bu noktada kitabın almış olduğu ödüllerden bahsetmemek olmaz tabii:)
    Carlos Fuentes'in 1975 yılında kaleme aldığı, tarihi, kültürü insanlığı ve ataerkil yapıyı acımasızca eleştirdiği bu kitabı 1976 yılında, Xavier Villaurrutia ödülüne ve 1977 yılında, Romulo Gallegos ödülünü
    sonuna kadar hakederek almıştır.

    Terra Nostra âdeta bir insanlık tiyatrosu gibi. Sahne değiştikçe aynı kişiler başka kılıklarda yeniden karşımıza çıkar. İktidarı ellerinde bulunduranlar hep benzer özellikler taşır, zülme isyan edip bu kötü düzene dur demeye kalkışanlarda öyle yani roller asla degismiyor. Katliam yapanlar ya da katliam emrini verenlerle katledilenler ve özgür bir dünyayı hayal edenler tarih içinde hep kendi özelliklerini taşıyarak-aktararak sürekli bir sirkülasyon halindedirler. Onlar bir şekilde hep varolurlar. Terra Nostra tıpkı bir insanlık belleği gibi(kitapta da bol kullanılan bir tamlama; insanlık belleği). Ezen ve ezilen, katleden ve katledilen, çalan, elindekileri korumaya çalışırken dostlarını satmaktan geri kalmayan, düş kuran, deliren, La Señora bile olsan kadınsan eğer erkekler dünyasında ötelenmekten hor gürülüp hırpalanmaktan asla kurtulamayan...

    Kitabın karakterlerinden biraz söz edelim fakat hepsini detayıyla ve hakkıyla incelemek namümkün...
    Celestina düğününden kaçırılanve kızlığı kral El Senor tarafından bozulduğu için DELİREN köylü kızı ile kızlığı kocası El Senor tarafından bir türlü bozulmadığı için(sebep ise La Senora'nın kral eşi olduğu için kutsal olması ayrıca prens başka kadından ama annesi La Senora...) DELİREN La Senora hem eş hem anne sorumluluğunu üstlenmiş, umudu tanrısız bir dünyada arayan öğrenci Ludovico, Pedro, Inés, aşağılanmış, entrikacı avcıbaşı Guzmán, saray inşaatında çalışan topraklarından olmuş, köleleştirilmiş işçiler de, hem herkes hem de hiç kimse olan ve Batı medeniyetinin bireyselleşme çabasının kahramanlığını üstlenen Agrippa , yaşama karşı inancını kaybeden keşiş de, iktidarın karşısında çaresizdirler, acizdirler ve hayal kurmaya dahi hakları yoktur.

     Terra Nostra;1999 yılının Paris'inde, Ortodoks hacıların, Paris'in göbeğinde başlayan yürüyüşü ve yakarışlarıyla açılır, kıyamet günü yaşanmış ve dolayısıyla ortalık permeperişandır ve zaman tersine yani kıyametten- yaradılışa doğru akar.

    Okuma deneyimi olarak en farklı bulduğum kitaplardan Tetra Nostra ve öyle herkese tavsiye edilebilirligin çok üstünde...bu nedenle kitap okurunu bulur ya da onu okuyacak kişi mutlaka arar bulur bu tarz kitapları...*ilge
    Keyifli okumalar...
  • Tarih aynı kaldı: O zamanlar trajedi, bugün fars, önce fars sonra trajedi, artık bilmiyorsun, zaten artık fark etmez, her şey bitti, hepsi bir yalandı, aynı suçlar yeniden işlendi, aynı hatalar, aynı delilikler, aynı eksiklikler, tıpkı o doğrusal, değişmez, tükenebilir kronolojide yaşanan diğer gerçek günler gibi: 1492, 1521, 1598...
  • hayatlarımızı kurtarmak için hepimiz ikinci bir şans hayal ettik, ikinci bir şans, yeniden seçebilmek için, hatalarımızdan kaçınmak için, eksik bıraktıklarımızı tamamlamak için, ilk seferinde uzatmadığımız eli uzatmak için, daha önce ihtirasa adadığımız günün zevkini feda etmek için, olamamış olan her şeye ikinci bir şans vermek için, kuvve halinde bekleyen her şeye çünkü filizin çıkabilmesi için tohum ölmelidir, tek bir tükenmiş zamanda rastlaşan iki farklı zaman, bir kişiliği tamamlamak ve yazgısını nihayete erdirmek için birden fazla ömür gerekir, ölümsüzlerin ölümlerinden çok hayatları vardı ama hayatlarından daha az zamanları...
  • Hiçbir şey gözlerimi açamaz benim; dünya büyüledi beni...
  • Zaman var olanla var olmayan arasındaki ilişkidir.