يا رسول الله، لو كنتُ في زمانك،
لما كان مهماً ما أكون؛
لكنتُ حبة رملٍ تلمسُ خطاك،
أو ذرة غبارٍ على عتبة بابك،
أو شيئاً يسمعُ صدى صوتك،
فلا شيء بعد ذلك يهم، يكفيني أن أكون في رحابك.
ولكننا الآن، في ضجيج هذا الزمن، أصبحنا بدونك،
كالأيتام في وحشة الغربة، نغرق في الحزن.
الطرقُ بعيدة، والقلوب أضناها الشوق،
وثقلُ البُعد يكسر أرواحنا.
فيا حبيبي، هل يا تُرى سأكون يوماً هناك؟
هل سأشهدُ شروق الفجر على أرضك الطاهرة؟
وهل سأجد السكينة، وأتخلص من هذا الحزن؟
Ey Allah’ın Resulü, senin yaşadığın zamanda olsaydım,
Ne olduğumun bir önemi kalmazdı;
Sana değen o kum tanesi,
Kapının eşiğinde bir toz zerresi,
Mübarek sesini duyan bir eşya olsaydım,
Gerisi hiç mühim değil, yeter ki eşiğinde kalsaydım.
Lakin şimdi, bu devrin gürültüsünde onsuz kaldık,
Bir yetim gibi, kimsesiz ve yalnızız.
Yollar uzak, gönüller hüzne boğuldu,
Sensizliğin ağırlığı çöküyor omuzlarımıza.
Söyle ey Sevgili, bir gün acaba ben de,
O mübarek topraklarında, bir gün doğumunda bulunabilecek miyim?
O huzura erip, bu hüzünden kurtulabilecek miyim?