Ne var ki bu alayalar da işe yaramıyordu, huzursuzdum, yediğimden içtiğimden tat alamıyordum. Arkadaş sohbetleri yavan, yaptığım gazetecilik saçma sapan geliyordu.
İbn Haldun ne kadar haklıymış diye düşündüm, coğrafya kaderdir derken ne kadar haklıymış. Amerika'da doğanlar mutlu ve zengin bir hayat sürerken bizim kaderimize Fuat Amca'nın anlattığı harese düşmüş, diken yedikçe kanayan, kanadıkça yemeye devam eden, kendi kanında boğulan develer gibiyiz.
Tüketen insanın üreten insandan daha değerli olduğu bu yanlış ve ahlaksız döneme tahammülüm kalmamıştı artık. Değişmiştim, Mardin beni değiştirmişti. İnsanlar bunca acı çekerken, İstanbul'da en iyi suşinin nerede yenebileceğini konuşanlara dayanamıyordum. Sayısı pek bol olan eski karım gibi plaza insanlarının daha çok tüketerek, daha çok Batılı gibi görünerek değer kazanma çılgınlığını görünce, aklıma ister istemez Şengal Dağı'nın ıssız bir koyağında taşların altında uyuyan ya da şimdiye kadar çoktan hayvanlar tarafından parçalanmış olan küçücük bir kız geliyordu.