(birgün bir sesin yankı bulduğu bir duvar gördüm.. yoktu kapısı, penceresi yoktu.. adımlarım vardı benim, boyumdan büyük adımlarım.. adımlarım vardı duvarın dibinde bir kuyuya kaydı.. O sesi aradım sonra, ağladı içimin çocuk parkı, o sesle duvara çarptım..
Hecelerinden ayrıldı bütün sözcükler, bütün şiirler şairini kınadı.. kanadı anlamın şah damarı, duvar sırtıma dayandı..
insan dedim, dünyayı tanımak için bir duvara mı ağlamalı, susmak diye alnıma çizilen bu tuhaf ağrıdan geriye iki harf, bir depresif hâl mi kalmalı.. insan dedim biraz yorulmak ve çokça kaybolmak için mi yaşadı..
Bir isim buldum duvara, duvar parkı yüzüne boyadı..park kuyuyu sesiyle allayıp pulladı..)
-sana yâr dedim uçurumlar varlığından utandı-
kekeme bir şiirin sesiyle örselendi içimdeki çocuk
yağmura bu şarkıları öğreten gök
avazeme lirik bir titreyiş olan rüzgâr
cenneti cinnetleyip içime salan zaman
bedenimi istimlak eden bunca yara
YAŞAMAKTAN
..