Bir türlü istenileni veremeyen DC, 2019 yılındaki Joker filmiyle oldukça karanlık bir anlatıyla, daha az süper olmayan kahraman, anti-kahraman sularında yüzeceğinin sinyallerini vermeye başlamıştı. Joaquin Phoenix’in unutulmaz performansının etkisiyle bu karanlık atmosfer de çok sevildi. Matt Reeves’in yönettiği, geçtiğimiz günlerde seyirci karşısına çıkan The Batman de bu sinyallerin kısa süreli sinyaller olmayacağının aksine bir şirket politikasına evrileceğini kanıtlar nitelikteydi. Batman’i canlandıran Robert Pattinson’ın da nasıl bir Batman olacağı merak konusuydu. Hem temkinli hem de meraklı gözlerle The Batman vizyona girdi.
Batman veya Joker filmlerinde başrolün hep Gotham olduğuna inanırım. Çünkü Batman’i Batman, Joker’i Joker yapan hep Gotham şehri idi. Christopher Nolan’ın üçlemesinin belki de en büyük zaafı Gotham tasvirini yüzeysel kalmasıydı. Set tasarımda usta olan Tim Burton’ın yönettiği Batman filmlerinde ise etkileyici bir Gotham tasviri vardı. Burton’ın stili şehre çok iyi ayak uydurdu. Todd Phillips, Joker’de sanki Gotham’ı değil de New York’u arka mahallelerini anlattı. Hal böyle olunca Burton’ın Gotham’ını kıyas kabul ederek yaklaşık 30 yılı deviren bir Gotham hasreti vardı diyebiliriz. Matt Reeves filmin başında iddialı bir şehir tasviri ile karşımıza çıkıyor. Suça batmış, umutsuzluğun eşiğinde bir şehir. Filmin başında da geçen bir replikle; “kendi kendine bitiren bir şehir.”
the batman 2022
Ayrıca İlginizi Çekebilir: Joker (2019): “Sizce Her Şey Zıvanadan Çıkmadı mı?
Şehir yeni belediye başkanını seçmeye hazırlandığı sırada daha doğrusu seçime az bir zaman kala şehrin belediye başkanlığını 3 dönem boyunca yapan kişi, kimliği belirsiz bir kişi tarafından öldürülür. Bu sırada kanunsuz olarak tanınan Batman, şehirde suçlulara korku salmaya yeni