"Uzun bir zaman boyunca mutlu olmak benim için imkansızdı." dedi Karun. "Yine de yaşamak istiyordum. Şimdi bile, sen benim yerime ölecekken, hala yaşamak istiyorum. Bu hayatta benim için artık hiç mutluluk kalmamış olsa bile. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?"
"Söyle bana."
"Mutluluk için yaşamadığımız anlamına geliyor."
"Ne için yaşıyoruz o zaman?"
"Bilmiyorum."
"Ama zamanın geri kalanında hatırlanacak bile olsam, ne önemi var ki? Muhakkak bu dünya sona erecek. En son adam ölecek ve ben onunla birlikte unutulacağım. Yarın unutulmam ya da bugünden on bin yıl sonra unutulmam arasında nasıl bir fark var? Ardından gelecek sonsuzluğa kıyasla on bin yıl nedir?"
"Çocuğu istiyordum. Bana vereceği sevgiyi. Bu, dünyadaki her şeyden daha sahicidir, bir çocuğun babasına karşı sevgisi, değil mi?"
"Bu şekilde sevilen annedir, Kambises." dedi Karun. "Baba o sevgiyi kazanmalıdır."
"Bir zamanlar mutlu bir hayat istemiştim." dedi. "Sonra iyi bir hayat istedim ve onu yaşamak için bir yol bulduğumu düşündüm. Şimdi o da benden alınacakmış gibi görünüyor. Bana tek kalan sadece iyi bir ölümün umudu."
"Peki, iyi bir ölüm nedir?"
"Benim bildiğim sadece iki tane var. Biri, çocukların yanı başındayken yaşlı bir adam olarak ölmek. Öbürü, büyük bir düşman ayaklarının dibinde ölüyken savaşta ölmek."
"Peki, sen hangisinin peşindesin?"
Karun durakladı. "Hiç çocuğum kalmadı." dedi.
Kölelerin hiç parası veya çocuğu, diğerlerinin yaptığı gibi hayatlarının kıymetini ölçmelerinin bir yolu olmazdı. Yaşıyorlarsa ve göze girmişlerse, iyi iş çıkarmışlardır.