Bazen sevdiğiniz insanlar, sizi bir hikayenin ortasında terk edip giderler.
Bazen bir hoşçakal bile demeden giderler.
Bazen de küçük ayrıntılarda kalırlar. Bir müzikalin anısında. Bir parfümün kokusunda. Yağmurun sesinde, macera dürtüsünde ve bir havaalanından diğerine kadar olan sınırlı mesafeye duyulan özlemde.
Gittiği için ondan nefret ediyordum ve kalabildiği kadar kaldığı için de seviyordum onu.
Bu acının kimsenin başına gelmesini asla istemem.
Bu aşktı, öyle değil mi? Sadece hızlı bir çarpılma değildi. Aynı insana uzun uzun, tekrar tekrar vurulmaktı. O insan dönüşüp yeni bir insan olurken ona vurulmaktı. Her yeni nefesle beraber var olmayı öğrenmekti. Aşk belirsizliklerle doluydu, inkar edilemez derecede zordu ve planlayabileceğiniz bir şey değildi.
Aşk, birlikte adım adım bilinmeyene doğru atılan bir davetti.
“Neyse ki pişman değilim, gerçi. Ama…” Tereddüt etti. “Orada olamadığım için pişmanım. Senin yanında,” diye ekledi. “Teyzen vefat ettiğinde. Pişmanlığım bu.”