Herhalde New York şehrinin, geceleri insanda uyandırdığı histendi -ihtimallerin, gündüzün sıcağından silkinip gecenin göz alıcı ışıltısına geçmenin cazibesindendi- belki ama yine de peşinden gittim.
Sonra da kendinizi suçlamaya başlarsınız. Bir şey yapabilir miydin? Nihayet o karanlığı delip geçen ses olabilir miydin? Eğer onu daha fazla sevseydin, daha çok dikkat etseydin, daha iyi davransaydın, sorsaydın, nasıl soracağını bilseydin, satır aralarını okuyabilseydin ve eğer…
Eğer, eğer, eğer…
Sıradan bir anı asla hafızanıza kazıyamıyorsunuz; zira o anın, o insanın sesini son kez duyacağınız veya yüzünü son kez göreceğiniz ya da parfümünün kokusunu son kez alacağınız an olduğunu düşünemiyorsunuz. Geriye dönüp baktığınızda aklınız, kalbinizin hatırlamak istediği şeyleri hiçbir zaman hatırlayamaz.
Bir yemeği yemek yapan nadiren yiyeceğin kendisidir, aslolan yemeği kiminle paylaştığımızdır. Büyükannenizden kalan, aileye özgü bir spagetti tarifi. Yıllardır yıkamadığınız bir kazakta kalan mantı kokusu. Sarı renkli bir masada yenen donmuş pizza. Anılarda yitip giden ama hafif yanmış brownienin tadında hala hayatta olan bir arkadaş.
Limonlu turtadaki aşk.