"Feyre." Rhys'in gözleri hiçbir detayı atlamadan vücudumda oyalandı. "Burada sana yemek vermiyorlar mı?"
"Ne?" diye sordu Tamlin.
Menekşe gözleri buz gibi soğuyan Rhys elini bana doğru uzattı. "Gidelim."
Rhys'in buralarda olduğuna dair tek kanıt, üzerinde alfabe yazılı boş kağıtlar ve her gün yazmak zorunda olduğum, her biri bir öncekinden daha rezil cümlelerdi:
Rhysand gördüğüm en yakışıklı Yüce Lord.
Rhysand gördüğüm en mükemmel Yüce Lord.
Rhysand gördüğüm en becerikli Yüce Lord.
"Bunu bir kez söyleyeceğim -sadece bir kez," diye mırladı. "Ölümsüz hayatının geri kalanını bir rehine olarak, birinin ödülü olarak, ondan, Ianthe'den ya da herhangi birimizden daha değersizmiş gibi davranıp el pençe divan durarak geçirebilirsin. bu yolda yürümek istiyorsan keyfin bilir. yazık olur ama seçim senin." Kanat gölgeleri yeniden pır pır etti. "Ama seni tanıyorum, hatta sanırım tahmin ettiğinden de fazla. Ve neredeyse elli yıldır kıçının üzerinde oturan, sen paramparça olurken kıçının üzerinde oturmaya devam eden birisinin ödülü olmayı içine sindirebileceğine asla inanmam, kahrolası bir saniye bile..."
"Tamlin buna izin vermez."
"Tamlin senin bekçin değil. Bunu biliyorsun."
"O benim Yüce Lordum. Onun sarayındaki kullarından biriyim."
"Hiç kimsenin kulu değilsin."
"Peki kalkanımı indirdiğim zamanlarda ne sıklıkta zihnime girip yağmalıyorsun?"
Yüzündeki tüm neşe uçtu gitti. "Kabuslarının gerçek birer tehdit mi yoksa hayal ürünü mü olduğunu anlayamadığımda. Evlenmek üzere olup da sessizce birilerinden yardım istediğinde. "